24/1/2009

Mehdi karşı çıkacak gelecek olan cahil softa sahte alimler Mehdiye cephe alacak

Mehdi zamanında sahtekar din alimleri para karşılığında insanlara yaranmak ve çıkar edinmek için Mehdi'ye karşı sahtekarca bir mücadeleye gireceklerdir. Muhyiddin Arabi ve İmam Rabbani, ahir zamanda Mehdi'ye karşı mücadele verecek olan bu sahtekar din adamları hakkında şu bilgileri vermişlerdir:

"Fütühat-ül Mekkiye" isimli eserinde Muhyiddin Arabi şöyle bildirmektedir: ... Onun açık düşmanları fukaha (fıkıh, yani din alimleri) olacak. Çünkü halk arasında bir imtiyazları (ayrıcalıkları) kalmayacak. Hatta ahkam (hüküm) hususunda ilimleri de azalacak. Bu imamın gelişiyle alimlerin hükümlerdeki anlaşmazlıkları da giderilecek... Şayet elinde ilim kılıncı olmasaydı onun ölümüne fetva verirlerdi. Lakin Allah onu ilim kılıncı ve cömertliğiyle hakim kılacak… Ondan hem korkacaklar hem de birşeyler umacaklar.

Kalben ondan nefret edecekler. Fakat buna rağmen ister istemez hükmünü kabul edecekler. (Kıyamet Alametleri, 186-187)

Geleceği vaat edilen Mehdi dinin tervicini (değerini artırmayı), sünnetin ihyasını (yeniden canlandırılmasını) murad ettiği (istediği) zaman; bid'at ehl-i ile ameli adet edinen (hak dinde olmayan şeylerle amel eden), hasene zannı ile dini karıştıran (dinin özünde olmayan şeylerin dinin emri olduğunu zanneden bazı insanlar) hayretle şöyle diyecektir: "Bu kimse (yani Mehdi) dinimizi kaldırmak ve şeriatımızı izale etmek (dinin hükümlerini değiştirmek ve alıştığımız sistemi mahvetmek) istiyor." (Mektubat-ı Rabbani, 1/535)

Muhyiddin Arabi ve İmam Rabbani’nin belirttiği gibi, sahtekar din alimleri kendilerince Mehdi'yi sözle, iftirayla, hile ve oyunla açmaz içerisine sokup etkisiz hale getirebileceklerini düşüneceklerdir. Ama tüm çabalarına rağmen mağlup olacaklardır. Mehdi'nin şahsiyeti, kişiliği ve ilmi gücü karşısında Mehdi'ye boyun eğeceklerdir. Mehdi'den, kalben ölümüne fetva verecek şekilde nefret edecekler, ancak buna rağmen ondan bir çıkar elde edebilmeyi umacaklardır. Rivayetlerde belirtildiği üzere, tüm nefretlerine rağmen Mehdi'ye hiçbir şekilde zarar veremeyeceklerdir. Mehdi aleyhindeki bu faaliyetleri sonucunda yenileceklerdir.


Yorumlar ( yok ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


14/10/2008
Bulundugu yer: Peygamberler-Alimler

ADNAN OKTAR İFTAR

Sayın Adnan Oktar, davetlilerin Çırağan’da ağırlandığı iftar yemeğinde kısa bir konuşma yaptı. Konuşmasında yerli ve yabancı basının sorularını da yanıtlayan Sayın Oktar; Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün Ermenistan’a yaptığı ziyareti çok olumlu ve güzel bulduğunu ifade etti. Evrimci bilim adamı R. Dawkins’in sitesinin kapatılması konusunda ise; kendisinin fikir özgürlüğünden yana olduğunu fakat o sitede kendisine yönelik çok ağır hakaretler ve iftiralar bulunması nedeniyle mahkemenin kapatma kararı verdiğini anlattı. Ergenekon’un büyük ve kapsamlı bir cinayet örgütü olduğuna da değinen Sayın Oktar, yapılan operasyonun Türk İslam Birliği yolunda olan Türkiye için çok güzel bir gelişme olduğunu ve bu konuda savcılara, emniyet güçlerine destek verilmesi gerektiğini söyledi. 21.yy’da Darwinizmin çökmesiyle dünyanın sürekli arındığını; çetelerden, yanlış düşüncelerden gittikçe temizlendiğini; katı, despot rejimlerin yerini ılımlı, liberal, makul rejimlerin aldığını; iyiye güzele doğru bir gidiş olduğunu; bunun, Hz. Mehdi ve Hz. İsa’nın çıkışıyla en yüksek noktaya varacağını müjdeledi.

http://tr.harunyahya.tv/videoDetail/Product/9628/
ADNAN_OKTAR_IN_IFTAR_YEMEGI_KONUSMASI_(EYLUL_2008
)


Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


13/6/2008
Bulundugu yer: Peygamberler-Alimler

Gülay Pınarbaşı kimdir?

Mankenlikten Tesettüre uzanan yol

Gülay Pınarbaşı ; İlk ve orta dereceli eğitimini Konya’da tamamladıktan sonra, Ankara Gazi Yüksek Hemşirelik okulunu kazandı.

1989 yılında mankenliğe başlayıp, bir yıl sonra, 1990’da, “Miss Globe Türkiye Güzeli” seçildi. Bundan sonraki dönemde birçok televizyon dizisinde ve filmde rol aldı. “Ölümsüz Diriliş” ve “Kelebekler Sonsuza Uçar” gibi dini ağırlıklı filmlerde başrol oynadı. 1991-1993 yılları arasında Aktüel Kreasyon isimli dergide Moda Editörlüğü ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü yaptı.

1993 yılının Nisan ayında İslami yaşam tarzını seçip, Allah’ın emirleri ve Peygamber Efendimiz’in sünneti doğrultusunda hayatını sürdürme kararını aldı ve mankenliği bir daha dönmemek üzere bıraktı.

Çalışmalarını halen sürdürmekte olan Pınarbaşı ile kendisi, verdiği karar, nelerle uğraştığı ve birçok konu üzerine konuştuk.

Öncelikle Haber5 olarak, röportaj teklifimizi geri çevirmeyerek bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Gülay Pınarbaşı kimdir?

1969 yılında Karaman'da doğdum. 1993 yılına kadar farklı bir hayatım vardı, Allah'a çok şükür Allah iman nasip etti, 1993'den beri Allah rızası için yaşayan bir insanım. Dinimizi öğrenip, Allah'ın emrettiği şekilde yaşamaya başladıktan sonra, Allah'ın verdiği tüm nimetleri Allah yolunda, İslam ahlakını yaymak için kullanmaya karar verdim. İçinde bulunduğumuz dönem tüm Müslümanların, imkanları az da olsa çok da olsa, Allah için mücadele etmesi, dinsizliğe karşı çalışma yapması gereken bir dönem. Allah yaşadığımız pek çok olayla bu sorumluluğumuzu bize hatırlatıyor.

“1993, Nisan ayında İslami yaşam tarzını seçip, Allah’ın emirleri ve Peygamber Efendimiz’in sünneti doğrultusunda hayatını sürdürme kararını aldınız ve mankenliği bir daha dönmemek üzere bıraktınız bambaşka bir hayata “bre bismillah” dediniz”  bu karar nasıl verildi? Bu karara size iten nedir?

Gerçek bir Müslüman gibi yaşamaya karar vermeme, Sayın Adnan Oktar'ın eserleri ve ilmi çalışmaları vesile oldu. Kendisiyle sohbet etme imkanı buldum. Dinsizliğin ve inançsızlığın bu kadar yaygın olduğu bir dönemde, samimiyetle, kararlılıkla, azimle ve candan bir coşkuyla imanı yaşadığını görmek beni çok etkiledi. Samimi iman eden insanları görmek, imanlı yaşamanın ne kadar büyük bir konfor ve güzellik olduğunu anlamamı sağladı. Şu da var ki, Allah'ın varlığı ve yaratışı aslında çok açık. Ancak insanlar din ahlakının ne kadar büyük bir kolaylık ve güzellik olduğunu tam olarak bilmiyor olabilirler. Yapılan telkinler nedeniyle pek çok insan dini yaşamanın zor olduğunu sanıyor olabilir. Oysa asıl zor olan dinsiz yaşamaktır. Allah'ı sevmek, Allah'tan korkmak, Allah için yaşamak bir insan için hayattaki en büyük kolaylık, en büyük güzelliktir. İnsanın çektiği acıların, manevi sıkıntıların temelinde hep din ahlakından uzaklaşmak, Allah'ın emrettiği ahlaktan uzaklaşmak vardır. Bir insan Allah'a ne kadar yakınsa o kadar neşeli, rahat ve huzurlu olur.

İnsan neden örtünmeyi ister ya da siz neden istediniz?

İmanı bir kere öğrendikten sonra salih bir mümin için asla geriye dönmek mümkün değildir. Ya da Allah'ın rızasının en fazlasını bilirken daha azını yaşamak, daha azına razı olmak imkansızdır. Örtünmek Allah'ın emri, bu konuda hiçbir şüphe yok. O zaman bu konuda tereddütlü davranmanın da bir manası yok.

Bu dönüm noktası diyebileceğimiz karar öncesinde nasıl bir hayatınız vardı…

Aslında o dönemin detaylarını konuşmanın pek bir anlamı yok. Ama şu kadarını söyleyeyim, dünyanın en zengin ortamlarında da yaşasanız, dünyanın en iyi mekanlarında da bulunsanız, dünyanın en güzel insanlarıyla birarada da olsanız, iman olmadıktan sonra, Allah'ı bilmedikten sonra, etrafınızda Allah'tan korkan insanlar olmadıktan sonra huzurlu ve güzel yaşamanın imkanı yok. İnsan öyle bir ortamda adeta cehennemi yaşıyor gibi oluyor. Samimi müminleri görüp imanı tanıdıktan sonra da tarif olmayacak bir nimete kavuşuyor inşaAllah.

Kararınız karşısında nasıl tepkiler aldınız. Karşı çıkan ya da destekleyen kimler vardı etrafınızda.

Önemli olan insanların değil Allah'ın rızası. İnsanların hepsi beni sevse, takdir etse ama, Allah korusun, Allah razı olmasa, bunun bana ne faydası var. Bir mümin için Allah'ın rızasından, hoşnutluğundan ve cennetinden daha önemli hiçbir şey olamaz. Allah Kuran'da da bildiriyor bir mümin özelliği olarak, "kınayanın kınamasından korkmazlar" diye buyuruyor Rabbimiz. Mümin samimi olarak dini yaşamaya karar verdiğinde, Allah yolunda çileyi de kabul ederek başlıyor işe inşaAllah. Bu şeref duyulacak bir durum. Allah yolunu tercih ettiği için bir insan incitici sözler işitiyorsa, iftiraya maruz kalıyorsa, haksızlığa uğruyorsa bu onun doğru yolda olduğunu gösterir. Çünkü Allah yolunda zorlukla karşılaşmak Allah'ın mümine vaadidir. Mümin Allah yolunda malını ve canını satmış insandır. Bizim herşeyimiz Allah'a ait, Allah nasıl takdir ederse öyle olur. Dilerse verdiklerini arttırır, dilerse kısar. Mümin nimet arttığında da kısıldığında da şükreder, Allah'tan razı olur.

Bu kararla mankenlik dışında hayatınızda vazgeçtikleriniz nelerdir.

Ben mümin olmakla çok şerefli bir yaşamı tercih ettim. Allah, "Biz onlara şan ve şereflerini getirdik" diye buyuruyor. Sanki geride bırakılmış değerli birşey varmış gibi düşünmek de ifade etmek de doğru olmaz. Eğer geride bırakılan birşey varsa, onların hepsi güzel olmayan bir ahlaka ve yaşama ait şeyler ve zaten terk edilmesi gereken şeyler. Allah bana böyle şerefli bir hayat nasip ettiği için sürekli şükrediyorum. Mümin olmakla kazandığım o kadar fazla nimet var ki inşaAllah, bunun neşesi ve huzuru hiçbir şeyle kıyaslanmaz.

İlk defa dışarı kapalı çıktığınızda neler hissettiniz.

Allah böyle bir güzelliği yaşattığı için şükrettim. Allah şerefli bir yaşam nasip ettiği için hamd ettim.

Örtündükten sonra bambaşka bir çevreye girdiniz. Onların size karşı tepkileri davranışları nasıldı?

Salih müminler sevgiyi, şefkati gönülden yaşıyorlar. Müminlerin sevgisi Allah rızası için ve karşılıksız bir sevgi. O nedenle tüm Müslümanlardan hep anlayış gördüm. Allah Kuran'da tüm müminlerin kardeş olduğunu bildiriyor. Gerçekten de tüm Müslüman camialar beni kardeşleri gibi karşıladılar, sevdiler. Allah hepsinden razı olsun.

Halen milli gazetede köşe yazarı olarak yazıyorsunuz. Yazma tercihi nasıl oluştu.

İslam'ı öğrenmeye başladıktan sonra, bir müddet kendimi yetiştirmeye vakit ayırdım. İlmihalleri okudum, İslam alimlerinin eserlerini okudum. Allah rızası için hizmette bulunmak istedim. Okuduklarımı, öğrendiklerimi, düşündüklerimi anlatmanın bunun için iyi bir yol olacağını düşündüğüm için yazmaya karar verdim. Günlük yazılarımın yanı sıra kitaplarım da yayınlandı. İnternet sitemde de sürekli yazılarım yayınlanıyor. Şu dönemde, imanı takviye edecek, güçlendirecek, dinsiz ideolojilere karşı set oluşturacak ilmi çalışmalar çok önemli. Herkes elinden ne geliyorsa onu yapmalı. Bir kişi yazı yazar, diğeri o yazının yayınlanacağı gazeteyi hazırlar, bir diğeri gazeteyi alıp çevresindekilere okutur, bir başkası alır o yazıyı internette yayar... Herkes bir ucundan destek olursa, bu birlik ve dayanışmayla Allah'ın dini hızla yayılır inşaAllah. İnşaAllah benim yazılarımın da İslam ahlakının yayılmasında katkısı olur diye temenni ediyorum. Harun Yahya’nın tüm dünyayı derinden etkileyen eserleri tüm İslam alemi için önemli birer örnek.

Yazmanın yanı sıra bir dönem siyasette de yer aldınız. O zamanlar birçok muhafazakâr parti varken Refah partisini seçtiniz bunun nedeni nedir?

Tabi ki tüm sağ partiler çok güzel bir hizmet veriyorlar, çok değerli çalışmalarda bulunuyorlar. Refah partisi de çok geniş bir inançlı kesimi kucaklayan bir partiydi. Sayın Erbakan gerçek bir dava insanı, tüm yaşamı mücadeleyle geçmiş. Yaptığı hizmet çok büyük. Samimiyetine inandığım çok değerli, çok saygı duyduğum bir insan. O dönemde Refah Partisi'nde hizmet vermenin daha faydalı olacağını düşündüğüm için bu tercihi yapmıştım.

Milli görüş lideri Prof. Dr. Erbakan’ın aldığı ceza ev hapsini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Allah herşeyi bir hayırla yaratır. Bunda da pek çok hikmet ve hayır var. Tüm Müslümanların gözünde değerini kat kat arttıran, ona duyduğumuz sevgiyi ve saygıyı çok güçlendiren bir karar bu. Böyle kararlar Müslümanların şevkini ve heyecanını arttırıyor, birbirlerine duydukları bağlılığı güçlendiriyor. Hz. Adem'den bu yana salih müminlerin hayatı hep mücadele içinde geçmiş. Geçmişte yaşayan müminler de tutuklanmışlar, yurtlarından sürülmüşler, hatta katledilmişler. Geçmişte yaşananların bir benzerinin bugün yaşanması hem Allah'ın bir kanunu, hem de yaşayan için çok şerefli, müslümanlar nezdinde de sevgiyi kat kat arttıran bir konu.

Türban sorununa nasıl bakıyorsunuz? Kadınların örtünmesine erkeklerin karar vermesine, kadınlar üzerinden siyaset yapılmasına?

Örtünmek Allah'ın emri. Örtü, Müslüman kadının şerefidir. Örtünen insanlarımız bunu sadece Allah'ın hükmü olduğu için, Allah'ın rızasını umarak yapıyorlar. Bunun dışında bir amaçları, planları yok. Herkes gibi onların da diledikleri gibi okuyabilecekleri, yaşayabilecekleri ortamın sağlanması gerekir. Okul kapılarında yaşanan sıkıntıların son bulması gerekir.

Gündem ne olursa olsun bir şekilde hep tesettüre ve kadına geliyor. Bir ara gündemimizi çok meşgul eden konulardan biride moda ve tesettür oldu. Çağa ayak uydurma daha modern görünme adı altında farklı giyim tarzlarını defilelerle sunan firmalar oldu. Bu çabayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Allah Kuran'da mümin kadınların örtünmesini bildirirken, bunun şerefli bilinmeleri, tanınmaları ve korunmaları için olduğunu haber veriyor. Mümin bir kadın için iffeti çok önemlidir. İffetini koruma konusundaki hassasiyeti mümin kadını değerli kılar, ona saygı duyulmasını sağlar. Tabi ki Müslümanlar, kaliteli, asil, zevkli ve estetik değerlere önem veren insanlardır. Ama bunun her zaman helal sınırları içinde olması, mümin kadınların saygınlığını ve değerini güçlendirecek şekilde olması gerekir.

Tartışılan konulardan biride hem şık modern olmak hem de tesettürlü olmak. Bu ikisinin yan yana olabileceğini düşünüyor musunuz?

Mümin estetikten zevk alır. Kaliteden, temizlikten, asaletten hoşlanır. Elbette bir mümin kadın hem iffetli asil, hem tesettürlü ve şık olabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey, mümin kadın için önemli olan iffettidir, iffeti hakkında şüphe uyandırabilecek, tereddüte sebep olabilecek herşeyden kaçınır mümin bir kadın.

Çankaya’da türbanlı bir first lady’nin oturması bir zafer mi?

Türkiye'nin genelinde çok hızlı bir din ahlakına yöneliş var. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde neredeyse ilk defa %47 oyla tek başına bir muhafazakar parti iktidar oldu. Bundan 30 yıl önce insanların neredeyse %70'i Darwinizm'e inanırken, bugün Türkiye'de evrime inanlarının sayısı parmakla gösterecek kadar az. Halk artık canlılığın tesadüfen ortaya çıktığı masalını kabul etmiyor. Allah'ın yarattığını kabul ediyor. Bu çok önemli bir gelişme. Nitekim bu gelişme uluslararası alanda da kabul ediliyor. Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda bölgenin lider ülkesi olacağı, yani İslam coğrafyasının lideri olacağı söyleniyor.  

Türkiye’deki kadın profilini nasıl değerlendiriyorsunuz.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da çok olumlu bir gelişme var bence. Din ahlakına yöneliş kadınlarımızın toplumda hak ettikleri saygıyı görmeleri için çok önemli bir zemin oluşturdu. İmanın nuruyla aydınlanan kadınlarımızın da yaşantılarında çok güzel gelişmeler oluyor. Allah Kuran'da "Erkek olsun kadın olsun kim salih bir amelde bulunursa, karşılığını eksiksiz olarak alacağını" bildirmiş. Kadınlar da İslam ahlakının yayılması, dinsizliğe karşı fikri üstünlüğün sağlanması konusunda sorumluluk sahibidir. Son zamanlarda bu sorumluluğu yerine getirmeye gayret eden birçok saliha bayanın hizmette bulunuyor olması çok güzel bir gelişme.

Kendi içimizde bu kadar dalmışken Filistin’de Irak da Müslüman kardeşlerimiz öldürülüyor. Müslüman kardeşlerimizin acılarına bu kadar duyarsızlaşmamızın, onların acılarını acı nedeni sizce nedir?

İslam dünyası çok sıkıntılı bir dönemden geçiyor, ama bu sıkıntılar aydınlık bir geleceğin müjdesi inşaAllah. Peygamber Efendimiz (sav) 1400 yıl önce tüm bu yaşanacakları detayıyla haber vermiş. Müslümanların çok zor günler geçireceğini söylemiş, ama bununla birlikte bu sıkıntıların nasıl ortadan kalkacağını da belirtmiş. Bu sıkıntılar Hz. Mehdi'nin zuhurunun Hz. İsa'nın yeniden gelişinin ve Allah'ın izniyle İslam ahlakının tüm dünyaya hakim olmasının habercisidir. Her kışın bir baharı olduğu gibi, İslam aleminin yaşadığı bu sıkıntıların da sonu olacaktır inşaAllah. İslam coğrafyası ve tüm dünyayı çok aydınlık bir gelecek bekliyor.

Tabi şunu da unutmamak gerekir ki, komşularımız, kardeşlerimiz böylesine ciddi acılar yaşıyorken, bizim bu durumda ne yaptığımız, nasıl çaba harcadığımız da çok önemli. Çünkü biliyorsunuz, zulme rıza göstermek de zalimlik olur. Zulme rıza göstermediğimizi göstermenin en önemli yolu ise Kuran ahlakının yayılması için vargücümüzle gayret etmemizdir.

Bilim Araştırma Vakfında çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?

Bilim Araştırma Vakfı Türkiye çapında örneği görülmemiş bir fikri hizmet veriyor. Verdikleri konferansların sayısı 2000'i geçti. İl il ilçe ilçe dolaşıp Allah'ın varlığını ve birliğini, Darwinizm'in geçersizliğini anlatıyorlar, iman hakikatlerini gündeme getiriyorlar. Müthiş bir imani hizmet içerisindeler maşaAllah. Ben de gücüm oranında bu büyük ilmi mücadeleye destek olmaya çalışıyorum.

Bizim fark etmeden değinmeden geçtiğimiz ,sizin belirtmek istediğiniz söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Ben tüm mümin kardeşlerime İslam alemini aydınlık bir geleceğin beklediğini yeniden müjdelemek isterim. Allah bu dönemde herkesi çok farklı şekillerde imtihan edecektir. Önemli olan müminlerin tesanüdür, kardeşliği ve birlik ruhu içinde hareket etmesidir. Müminlerin birliği ve beraberliği, inançsız insanların hiç istemedikleri, en çok ürktükleri şeydir. Onlar müminleri dağınık görmek isterler, hatta bunun için müminlerin arasına fitne, fesat sokmaya çalışırlar. Ancak Allah'ın izniyle takva sahipleri bu fitnelerden zerre kadar etkilenmez. Eğer bir kale gibi bir olunursa, Allah'ın ipine sımsıkı sarılırsak, üzerinden gelinmeyecek hiçbir zorluk yoktur. İnsanların dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini göreceğimiz günler çok yakındır. Allah nurunu muhakkak tamamlayacaktır. O zaman hep birlikte hamd edip, şükredeceğiz inşaAllah.

Zaman ayırıp cevaplandırdığınız için tekrar teşekkür ederiz.


Yorumlar ( 2 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


24/4/2008
Bulundugu yer: Peygamberler-Alimler

Adnan Oktar Röportajı

Masonların belini biz kırdık'

Geçmişte hapis yattı, hakkında çeşitli suçlamalarla davalar açıldı. Eserleri çeşitli dillere çevrildi… Daha çok “gizemli” bir hayat yaşamakla tanınan Adnan Oktar’ın yüz yüze görüştüğü gazeteci sayısı ise oldukça sınırlı. Bu röportajlardan birini de bizimle gerçekleştirdi. Adnan Oktar’la yüz yüze yaptığımız söyleşide “insan Adnan hoca”yı konuştuk. Tabii kamuoyunun merak ettiği soruları da ihmal etmedik.

MASONLUĞA GİRİŞLER DURDU

Masonluğu hakikaten Türkiye’de deşifre edip, felç eden bir çalışma yaptık ki, bugün gerçekten gücü kırılmıştır. Çok zavallı, çok garipleşmişlerdir. Mesela masonluğa girişler durdu. Her zaman tırmanırken, sayısında sabitlenme hatta düşme meydana geldi.

BİZ SOLUCANI GÜNEŞE KOYDUK

Bir oluşum gizliyken daha güçlüdür. Ama deşifre olup ortaya konunca gücünü kaybeder. Solucan nasıl toprak altından çıkınca telef oluyorsa, bu da öyledir. Solucan açığa çıkınca kıvrana kıvrana ölür. Masonluk da öyledir. Biz aldık solucanı güneşe koyduk. Olay bu.

İsterseniz sohbetimize son açıklanan Yargıtay 8.Dairesi’nin kararı ile başlayalım... Hakkınızda 1999’dan beri süren davanın zamanaşımından düşmesini engelleyen bir karar bu. Bu karar sizce ne anlama geliyor?

Zamanaşımı iddiasını ortadan kaldırdığı için olumlu bir karar. Dosya şu an boş. Ebru Şimşek’e şantaj iddiasından beraat ettik. En önemli konu oydu. Fatih Altaylı davasından da beraat etik. Şu an ne davacı kaldı ne şikayetçi. Beraat bekliyoruz zaten. Sorun gözükmüyor. Ama olayın şekli tabii bizi şaşırttı. İki gün öncesinden kararın Hürriyet gazetesine sızdırılması ve manşetten verilmesi çok karanlık. Kim verdi? Neyi amaçladılar, ne zaman, kimle kim arasında bu olay planlandı, kim ne menfaat elde etti? Bunların araştırılması lazım.

Sizce kim, niye yaptı?

Kanaatim; Komünist derin devlet çetesi çok uzun süredir devlet içine sızma faaliyetini devam ettiriyor. Eylemlerini de devam ettiriyor. Arkadaşımız Serkan Ciminli’nin öldürülmesi, kokain komplosu, diğer olaylar, bir araya geldiğinde bir ‘komünist derin devlet’ komplosunun yapıldığını gösteriyor. Darwinizm’le ilgili faaliyetlerimizin etkisini durdurma amacı taşıyor. Yargıya baskı olmuş olabilir, öyle bir şüphe oluştu bende. Ben yargı üyelerine kızmıyorum, onlara baskı yapanlara kızıyorum.

Kokain davası dediniz… Nedir bu olay, biraz bahseder misiniz?

1991 yılında yaptığım masonluk tarihi ve dünya masonluğunun örgütlenmesiyle ilgili son derece önemli bir kitap çalışmasından rahatsız olan birtakım çevrelerin etkisiyle, yeni bir komplo düzenlendi. Annemle birlikte yaşadığımız Ortaköy’deki eve gelen polisler, iki bin kitaptan oluşan kütüphanede, ellerini attıkları ilk kitabın içinde bir paket kokain buldular. Daha sonradan bu paketin oraya bazı polisler tarafından suni olarak yerleştirildiği mahkeme tarafından ispat edildi. Bu olayın ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alındım. Gözaltında bulunduğum 62 saat sonunda kokain testi için gittiğim Adli Tıp Kurumu’nda, kanımda kokainin bir yan ürününün çok yüksek miktarlarda bulunduğu açıklandı.

Ancak daha sonra, bunun sadece bir komplo olduğu, aralarında Scotland Yard’ın da bulunduğu 30’a yakın uluslararası adli tıp kurumu tarafından verilen raporlarla ve Türk Adli Tıp Kurumu’nun onayıyla, kanımda çıkartılan kokain dozunun 62 saat önceden alınmış olsa, ölümüme neden olacak kadar yüksek bir doz olduğu, dolayısıyla kokainin emniyette bulunduğum sırada yiyecek ve içeceğime karıştırılmak suretiyle bana verildiği ispat edildi. Ve mahkeme bu gerekçelerle beraat kararı verdi ve aklandım.

İFADEYİ İMZALAMAM İÇİN BASKI YAPILDI

1999’daki ifadeniz çok tartışıldı.. Aslı nedir o ifadenin, gerçekten böyle bir ifadeniz oldu mu?


Halk emniyetteki o dönemi bilmiyor. Nasıl ortam vardı? Hangi şartlar altında o ifade imzalattırıldı. Kimse bunu bilmiyor. Ben diyorum ki; Türkiye’de her kim olursa ama kim olursa olsun o şartlarda “imza at” dendiğinde imzalardı. İmza atmayan adamın elini kırarlar. İllaki imzalatırlardı.. Öyle bir hava vardı.

Yani ifade hazırdı, siz imzaladınız öyle mi?

Tabii ki. Oradaki ifadeyi aklı başında hangi insan kendine ithaf eder. Bunları yaptım, şunları yaptım diye. Çok galiz, ağır çok ağır ifadeler. Savcı ve hakim karşısında bu ifadenin zorla imzalattırıldığını söyledim.

Ne dedi peki hakim ve savcı?

Hakim anladı. “Hakkındaki iddialara ne diyorsun” dedi, “ne iddiası” dedim, “haklısın” dedi. Bu önemliydi tabii..

Fahri başkanlığını yaptığınız Bilim Araştırma Vakfı (BAV) neden ilmi çalışmalardan çok alakasız konularla gündeme geliyor?

Daha iyi böyle olması… Toplumun bazı kesiminin ne düşündüğünden çok, samimi, mukaddesatçı, milliyetçi çevreleri esas alıyorum. Samimi Müslüman olduğumu herkes bilir. Ama ateistler, komünistler, bundan rahatsız olmuş. Önemli değil.

250’yi aşkın kitabınız var. Bu bir ömre zor sığar. Nasıl yazdınız bunca esri?

Eserlerimin hazırlanmasında, araştırma aşamasında yardımcı olan bir ekip var. Teknik bilgiler bu şekilde hazır olduğunda yorumlamayı ben yapıyorum.

KİMSEYİ ZORLA TUTMUYORUZ

Son dönemlerde gündeme geldiğiniz bir diğer olay da Ceylan Özgül’ün babası tarafından kaçırılması olayıydı… Bu olayla birlikte öncülüğünü yaptığınız topluluğun, gençleri ailelerinden kopardığı öne sürüldü. Nedir yorumunuz?

Bir insanı ailesinden koparmak tabii ki anormal bir harekettir. Bir insanı sevdiklerinden, dostlarından, arkadaşlarından, sosyal çevresinden koparmak da anormal bir harekettir. Koparmanın bir çok çeşidi vardır. İnancından, dostlarından okulundan koparabilirsin.

Ancak 18 yaşını doldurmuş her fert özgürdür. İstediği okulu, yaşam tarzını seçer. İster ailesiyle, ister arkadaşlarıyla kalır. Üniversite mezunu, aklı başında sıhhatli birine dayatma getirilemez. Tutmak olmaz. Benim Ceylan hanımla bağlantım yok. Ama arkadaş çevresi olduğu doğru. Onları sevdiği de doğru. Ailesini sevdiği de doğru. Zaten annesinin yanına gitmiş. Annesiyle hasret gidermeye giden birinin, oradan elleri ayakları bağlanıp ağzına bant bağlanıp kaçırılıyorsa, bu normal değil.

Prof. Cevat Babuna’nın oğlu Oktar Babuna’nın da ailesiyle ilgili açıklamaları oldu. Oktar Babuna’nın ailesine yönelik açıklamalarını nasıl değerlendirdiniz. Onları izlerken neler hissettiniz?

Oktar’ı ayıpladım tabii. Anayla babayla tabii öyle bir üslupla konuşulmaz. Uyardım kendisini. Çocuklarla haber de gönderdim. Hoş şeyler değil tabii. Ama zannediyorum karşılıklı sorun var. Cevat Hoca da biraz yanlış yaptı.

Oysa Prof. Cevat Babuna’yla geçmişte aranız iyiydi?

Evet evet.. Hoca bize gelip giderdi, ben ona Darwinizm’le iligili belgeler veriyordum, konferans konusunda teşvik ediyordum. Fakat ne olduysa, Edip Yüksel’le konuştuktan sonra oldu, nevri döndü. Edip Yüksel onu zehirledi adeta. Garip çizgiye geldi.

Yine cemaatinizle ilgili en çok tartışılan olaylardan biri de “bacılar, imamlar” gibi bir yapılanmanın olduğu yönünde. Aslı var mı bunun?

Emniyet’te bizim önümüze öyle bir liste getirildi. “Bacılar, imamlar…” ipsiz sapsız, hatta daha da ilginç yapılanma şekilleri.. Ben önce, “böyle bir şey yok” dedim. Öyle deyince hava bir anda acayip gerildi. Yani müthiş bir gerginlik oluştu. Böyle deyince “var” dediler. Ben de “illaki var diyorsanız vardır” dedim. “İmzalamamız gerekiyorsa imzalayalım” dedik. Olay bundan ibaret.
Var mı yok mu peki?

Tabii ki yok yani. Emniyette yapılan yakıştırmaların hiçbirisi doğru değildir. İsimlendirmeye niye ihtiyaç olsun. Kardeşiz, dostuz, arkadaşız o kadar.

Türkiye’de Masonluğu adeta felç ettik

Eğitiminiz, güzel sanatlar, felsefe olmasına rağmen Darwin ve Masonlukla uğraşıyorsunuz… Neden?

Biyoloji eğitimi almadan Darwinizm’e, sosyoloji eğitimi almadan Masonluğa niye yaklaşıyorsun, siyonizmle ilgili sosyolojik araştırman yok diyorlar. Oysa böyle bir şey yok. Dünyada bir kötülük varsa bunu aklı başında herkes anlar. Darwinizm’in sahte olduğunu fosillere bakan ilkokul öğrencisi bile anlar. Yaşayan canlılara ait fosillerin tamamı aynı günümüzdeki canlılar gibi, olduğu gibi duruyor. Karmaşık bir şey yok. Proteinlerin yapısına bakıyoruz, tesadüfen olması imkansız.

Ama siz, bu kadar kolay olmasına rağmen ısrarla bunları anlatıyorsunuz.?


Evet.. Anlaşılıncaya kadar uğraşacağız.

Masonluğa gelince; “Dünyayı idare ediyor, her türlü fitnenin kaynağı” diyorsunuz. Bu karmaşık değil. Masonlar zaten, “Evet biz bunu yapıyoruz” diyorlar göğsünü gere gere.

Peki, yaptığınız çalışmalarla, Masonlarla ilgili eserlerinizin, “masonları güçlü” gösterdiği eleştirisine katılıyor musunuz?


Yooo. Aksine. Rehaveti ortadan kaldırır. Kur’an’da da, sürekli tehlikelerden bahsedilir, müşriklerden, münafıklardan, kafirlerin tuzaklarından bahsedilir. Müslümanları motive edecek ayetler de vardır. Hatta Allah ayette, “mustaz’aflar, çocuklar, zayıf bırakılmış kadınlar uğruna niçin savaşmıyorsunuz” der. Demek ki Müslümanı motive ediyor. Şunu bilelim; zıddı olmayan hareket pasifleşir. Mesela benimle ve arkadaşlarımla sürekli mücadele edenler olmuştur. Masonlardan olsun Marksistlerden olsun, ateistlerden olsun. Bize baskı yapan gruplar ne zaman ki baskılarını güçlendirmişlerdir, benim ve çevremin, fiili olarak bilimsel çalışmalarımızın en yoğun dönemi o dönemler olmuştur. Karşısında mücadele eden olmayınca Müslümanın gücü zayıflar, motivasyonu kırılır.

1999 yılında, Masonların “90. yıl” sergileri vardı Aya İrini’de. Orada sizin, Masonlukla ilgili (Yeni Masonik Düzen, Yahudilik ve Masonluk) eserleriniz de sergileniyordu. Masonları yerden yere vuran kitaplarınızın bu sergide yer alması nasıl izah edilir?

Yani, “korkmuyoruz, moderniz, demokratız, etkilenmedik” mesajı vermek istemişlerdir. (Gülüyor) Bir de mezarlıkta ıslık çalarak gezer insanlar. Çekinmiyoruz, mason aleyhtarı faaliyetten demek istemiş olabilirler. Ama bunun kurtarıcı tarafı olmaz. Masonluğu hakikaten Türkiye’de deşifre edip, felç eden bir çalışma yaptık ki, bugün gerçekten gücü kırılmıştır. Çok zavallı, çok garipleşmişlerdir. Gücü geniş çapta kırılmıştır. Mesela masonluğa girişler durdu. Her zaman tırmanırken, sayısında sabitlenme hatta düşme meydana geldi. Masonlara yapılan para yardımları da durdu. Bölünenler oldu.

Neden peki?

Deşifre olmaktan… Bir oluşum gizliyken daha güçlüdür. Ama deşifre olup ortaya konunca gücünü kaybeder. Solucan nasıl toprak altından çıkınca telef oluyorsa, bu da öyledir. Solucan açığa çıkınca kıvrana kıvrana ölür. Masonluk da öyledir. Biz aldık solucanı güneşe koyduk. Olay bu.

Masonlar yine etkili mi Türkiye’de?

Tabi dış kaynaklı olarak etkili, iç masonluk olarak değil.

Eserlerinizde masonluk ve masonlarla ilgili çok ciddi ve önemli bilgi ve belgeler yer alıyor. Mesela bir zamanlar Kanal7’de yayınlanan yemin töreni görüntüleri çok yankı uyandırmıştı. Bu görüntüleri de sizin servis ettiğiniz söylendi. Bu belge ve bilgileri nasıl elde ediyorsunuz?

Tabi rivayetler muhtelif. (Kahkahayla gülüyor) Yani hayırlı kardeşimiz, hayırlı bir hizmet yapmış. Ama benim bu kişiden haberim yok. Kim yaptıysa tebrik ediyorum, kutluyorum.

Mason mensubunuz var mı?

Benim tanıştığım, sonradan İslamiyet’i seven mason insanlar oldu. Dolayısıyla masonlardan tanıdığım var. Her türlü çevreden de tanıdığım insanlar var.

NAMAZI 5 VAKİT KILARIM

Adnan Oktar’ın bir günü nasıl geçiyor?

Ben az uyurum, 3-4 saat kadar. Geceleri kitap okurum, araştırmalarımı gece yaparım. Sabah namazından sonra bazen yatarım 3-4 saat kadar. Günlük gazetelerden en az 10 gazeteye bakarım. Sonra da günlük yapılması gerekenleri yaparım. Kitaplar, CD’ler, internetle ilgili çalışmalar… Onların üzerinde duruyorum.

Namazı 5 vakit mi kılıyorsunuz?

Tabii tabii… Ona bayağı kafayı taktılar. Karşımıza geçmişler Edip Yüksel’i sağlarına, bir tane tombul sevimli hoca var onu da sollarına almışlar konuşuyorlar. Bu adamlar alenen namazları azaltan insanlar, bize ehli sünnet dersi vermeye kalkıyorlar. Edip yüksel Reşat halifenin peygamberliğini kabul eden bir insan, bana da gelmişti, peygamberliğini kabul ettin mi diye; “kabul etmem” demiş göndermiştim. Ben başından beri söylüyorum; namazları 5 vakit kılıyorum. Nasıl değişsin ki bu; ben desem de değişmez. Kur’an’ın açık emri. Yaşanmış bu fiilen. Hadis, icma-ı ümmet var. Çok net bir şey. Bunu kimse değiştiremez. Falanca çıkıp, 1300 sene yanlışlık olmuş bunu düzeltelim diyemez. Namaz başında da 5 vakitti, kıyamete kadar da 5 vakit olacaktır.

19 Mucizesine inanır mısınız?

Kur’anda var, tabii bunu emir olarak algılamamak lazım, Kur’an’ın harikası olarak düşünmek lazım. Şaşırtıcı, hoş şeyler.

Müslüman en iyiye layıktır

Lüks yaşamın nedeni ve kaynağı nedir?

Müslümanların iyi yaşantısını eleştirenler demek ki Hz. Süleyman’ı da eleştiriyor. Hz. Süleyman, biliyorsunuz zenginliği dillere destandı, büyük bir ihtişam içindeydi. “Yarabbi, ben bu mal sevgisini senin rızan için yığdım” diyor. Allah’a hizmet içinse çok güzel. Müslüman tabii ki her şeyin en güzelini giyecek, en güzelini yiyecek, en güzel evde duracak. Niye ateistin olsun en güzel ev. En güzel araba niye dinsizin olsun, Müslümanın olsun tabii ki.

Lüks yaşam, peygamberi metodla, özellikle de İslam Peygamberinin yaşamıyla çelişmiyor mu?

Peygamberimiz’in misafirleri karşılamada giydiği cübbe çok çok değerliydi. Açsınlar baksınlar İslam tarihine. Kur’an-ı Kerim’de, “Allah seni fakir bulup zengin etmedi mi” diye ayet var. Peygamberimiz zengindi, tarif edildiği gibi fakir değildi. O zenginliğini de Allah yolunda kullanıyordu. Hz. Hatice annemiz de zengindi. Hz. Ebubekir de zengindi. O da Allah yolunda kullandı servetini. Mühim olan Allah yolunda kullanılmasıdır. Müslüman tabii ki temiz giyinecek. Peygamberimizin İstanbul’a gönderdiği elçi Hz. Dıhye, İstanbul’a geldiğinde bütün Bizans halkı sokağa dökülmüştü görebilmek için. Hz. Dıhye olağanüstü yakışıklıydı ve dış görünüşü itibariyle peygamberimize de en fazla benzeyen sahabeydi. Güzel giyinmişti ve çok zengin bir kıyafetle gelmişti. Onun için müslümanları sürekli bakımsız giyinirler, bakımsız evlerde otururlar, dünyadan el etek çekmişlerdir şeklinde göstermeye çalışıyorlar. Oysa Müslümanlar en az masonlar kadar zengin, en az masonlar kadar atak, en az masonlar kadar düzgün giyinen kimseler olmalıdırlar.

Geçiminizi neyle sağlıyorsunuz?

Ticaretle.

İslami cemaatlerle ilişkiniz nasıl, görüşür müsünüz?

Bütün cemaatlerle, Süleymancılarla, Nurcularla görüşüyorum. Hepsiyle aram iyidir. Şeyhlerini mehdi bildiklerini, böyle hüsn-i zan ettiklerini biliyorum. Ben de iftihar ederim. Ne güzel. Bundan da rahatsız olmamak lazım.

Hâlâ bekarsınız. Neden evlenmediniz?

Bizim çocukların evlenmelerini tavsiye ediyorum, çok da evlenen var. Ama bekarlar da var. Said Nursi, Fethullah Gülen, M. Şevket Eygi hocamız evlenmedi. Ama hiç evlenmeyeceğim diye de bir kararlılığım yok. Niçin olmasın, olur yani. Ama şu anda şu ortamda yoğun olduğum için evlenemiyorum. Makbul olan evlenilmesidir.

Yakında düğün bekleyelim mi?

Yakın zamanda, uzak zamanda… Allah’ın takdirini bilemeyiz. Neyin ne olacağını bilemeyiz.



Muharrem Coşkun'un röportajı - Vakit


Yorumlar ( 2 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


7/11/2007

DARWINIZM'İN ÖLÜMÜ, HZ. İSA’NIN İKİNCİ KEZ YERYÜZÜNE GELİŞİNİN VE HZ. MEHDİ’NİN ÇIKIŞININ ALAMETİDİR

Dünya Tarihinde Benzeri Olmayan  Bir Aldatmaca Olan Evrim Teorisi Artık Çökmüştür

Dünyanın dört bir yanından Darwinizm’in yıkılış haberleri geliyor!

150 yıldır, bazı insanların evrim teorisi gibi olağanüstü mantıksız bir inanca bağlanmaları, Allah'ın şeytanı kullanarak yarattığı çok büyük bir mucizedir. Bu mucizenin farkında olan akıl ve iman sahibi insanlar, 150 yıldır büyük hayretle, evrimcilerin şeytanın hilesini ne zaman farkedeceklerini beklemekte, onları uyandırmak için bilim ve akıl yoluyla türlü telkinlerde bulunmaktadırlar.

Yüzbinlerce profesörün, bilim adamının, üniversite öğrencisinin, doktorun, evrim teorisinin son derece mantıksız iddialarına gözü kapalı inanmaları, günümüzden en fazla 20 yıl sonra hayretle anılacak, karikatürlere, fıkralara konu olacak tarihi bir olaydır.

Ancak günümüzde bu oyun artık bozulmuş, tepmez devrilmez gibi görülen Dünya Deccaliyet'i, yani Darwinizm, ölmüştür. Darwinizm, bütün dünyanın gözleri önünde feryat çığlıkları içinde fikren yok edilmiştir.

Evrim teorisi, ortaya atıldığı tarihten bu yana çok yönlü propaganda yöntemleriyle insanlara telkin edilmiş, bunun neticesinde de konuyu araştırma imkanı olmayan kesimler tarafından geniş kabul görmüştür. Ancak günümüz bilimsel gelişmeleri karşısında evrim teorisi, artık tüm dayanaklarını yitirmiştir.

Bilimsel yayınları takip eden bir insan, evrim teorisinin büyük bir çıkmaz içinde olduğunu açıkça görebilir. Yapılan bütün araştırmalar, canlıların tesadüfler sonucunda meydana geldikleri yönündeki iddiaları tamamen geçersiz kılmıştır. Nitekim pek çok evrimci de artık, Darwinizm'in canlılığın oluşumunu açıklamasının mümkün olmadığını açıkça itiraf etmektedir.

Evrimciler, geçmişteki teknolojinin ilkel olmasından istifade ederek toplumları -adeta bir büyü- gibi onlarca yıl aldatmayı başarmışlardı. Ancak başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyada son 20 yıldır Darwinizm'e karşı çok kapsamlı bir ilmi mücadele verilmektedir. Bu mücadelenin vesile olmasıyla insanlarımız evrimcilerin aldatmacaları konusunda bilinçlenmiş, etrafımızı saran yaratılış delilleri hakkında bilgi sahibi olmuşlardır. Bu ilmi mücadele, dünya çapında da etkisini göstermekte; bunun sonucunda da dünyada son derece önemli değişiklikler meydana gelmektedir.

Önde gelen 34 ülkede yapılan kamuoyu araştırmaları; tüm dünyada yaratılış inancının çığ gibi büyüdüğünü ve evrim teorisinin yok olmaya başladığını göstermektedir. Bu ülkeler arasında evrime inananların en az sayıda olduğu ülke ise “Türkiye”dir.

Yerli ve yabancı basında ardı ardına çıkan bazı haberler bu değişimi açıkça ortaya koymaktadır. Çeşitli kamuoyu araştırmalarının sonuçları, dünya genelinde çok kuvvetli bir Yaratılış inancının var olduğunu ortaya koymuş ve bu durum evrimcileri büyük bir telaşa düşürmüştür. Elde edilen istatistikler, insanların artık evrime inanmadıklarını göstermektedir. Bununla birlikte pek çok ünlü bilim adamının, tüm canlılığın yaratılmış olduğunu kabul ederek Allah'a yönelmeleri, evrim teorisinin yolun sonuna geldiğini ve günden güne taraftarlarının sayısının azaldığını gösteren çarpıcı bir başka gelişme olmuştur. Bu değişime vesile olan faktörler arasında uzmanlarca dikkat çekilen ortak nokta ise evrim teorisinin geçersizliğini ortaya koyan bilimsel çalışmaların kalitesi, çeşitliliği ve yaygınlığı olmuştur.

Darwinizm’in yıkıldığını ortaya koyan tüm bu gelişmeler evrimcileri büyük bir komplekse sokmuş ve konuşamaz hale getirmiştir. Evrimciler, Darwinizm'in bir oyun olduğunu dehşet ve hayretle anlamışlardır ve 150 yıldır aldatılmış olmanın şokunu yaşamaya başlamışlar ve can havliyle, zavallıca, ümitsiz bir çırpınış içine girmişlerdir. 1980'li yıllarda son derece kendilerinden eminken şimdi son derece ezik ve çaresiz bir konuma gelmişlerdir.

Kısacası Darwinizm artık tükenmiştir. Darwinistler ve materyalistler, kamuoyu önünde küçük düşmüşlerdir. Bu nedenle artık bu anlamsız gurur ve inattan vazgeçmeli, 150 yıllık bu büyünün etkisinden artık kurtulmalıdırlar. Darwinizm’in, hiçbir dayanağı kalmamış bir safsatadan başka bir şey olmadığını görmeli ve canlı cansız herşeyi Yüce Rabbimiz’in yarattığı gerçeğini kabul etmelidirler.

Dünya Deccaliyeti Darwinizm artık ölmüştür. Yapılacak en akılcı davranış bu gerçeği görmek ve Yaratıcımız olan Allah’a yönelmektir. Aksinde ise şu gerçek hiçbir zaman için unutulmamalıdır:

Darwinistlerin, artık öldüğü kesinleşmiş bir ideolojinin peşinden gitmekle elde edebilecekleri tek bir şey vardır, o da Yaratılış Gerçeği’nin daha da güçlenmesine, benimsenmesine ve insanların Allah’a yönelmelerine vesile olmaktır. Çünkü evrimcilerin akılsızca delillendirmeleri, sahtekarlıklara dayalı propagandaları, içerisine düştükleri çaresizliğin ve Darwinizm’in artık kesin olarak çöktüğünün çok daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. Dolayısıyla evrimcilerin tek yapabilecekleri, bu gerçeğin ortaya koyulmasında; Allah'ın hak dininin güçlenmesinde ve İslam ahlakının dünya hakimiyetinin oluşmasında inananlara hizmet etmek olacaktır. Sonuç,  Allah'ın izniyle Allah'a iman edenlerden yana olacaktır. Allah, Kuran’da şöyle buyurmaktadır:

… Hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır. (Maide Suresi, 56)

Deccaliyet yani Darwinizm, Türkiye’den Vurulan Bir Darbe ile, Tuzun Suda Erimesi Gibi Eriyip Yok Olmuştur

Çok güçlü, ölmez, yıkılmaz olduğunu sandıkları Dünya Deccaliyeti yani Darwinizm, Türkiye’den vurulan bir darbe ile tuzun suda erimesi gibi eriyip yok olmuştur. Deccal'in Türkiye’de, böyle bir solukta öldürülmesi tüm dünyayı şoka sokmuş, tam bir dehşet yaşanmıştır. Hz. İbrahim, inkar edenlerin taptıkları, tahtadan ve taştan oyma putları kırdığında, aynı kavminin dehşete kapılarak, "Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı?..." (Enbiya Suresi, 59) demeleri gibi, Darwinizm taraftarları da sahte dinlerinin tek bir darbeyle yok edilmesini hayretle karşılamışlardır. Yine aynı Hz. İbrahim’in kavminin durumu sorgulayıp, sonra da peygamberlerini ateşe atarak yakmaya kalkışmaları gibi, onlar da Darwinizm’i öldürüp yok edenin kim olduğunu araştırmaya başlamışlardır. Bu kişinin Adnan Oktar olduğunu öğrendiklerinde de, sahte ilahlarını nasıl olup da bir solukta yok ettiğini anlayabilmek için tüm dünya basınında onu sorgulamaya kalkışmışlardır. Kuran'da, putlarının yok edilmesi karşısında şaşkınlığa kapılan kavminin, Hz. İbrahim’i sorgulamaya çalışmaları şöyle bildirilmiştir:

Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye.
"Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir" dediler.
"Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik" dediler.

Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar."
Dediler ki: "Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?" (Enbiya Suresi, 58-62)

İnkar edenlerin kendilerine dayanak edindikleri Deccaliyet’in, yani Darwinizm’in ölümü, dünya çapında aynı Hz. İbrahim’in kavmindeki gibi bir etki oluşturmuştur. Bütün dünya basınında bunu sahte ilahlarına kimin yaptığı sorgulanmış ve ardından da bu kişiyi aynı Hz. İbrahime yapıldığı gibi, bir nevi yakmaya çalışmışlardır. Ancak Allah, Kuran'da bildirildiği gibi, onların ateşini serin hale getirmiş ve müminleri yardımıyla desteklemiştir. Bu durum, tarih boyunca tüm peygamberlerin, elçilerin, sahabelerin başına gelmiş, ancak her seferinde Allah'ın yardımıyla inkar edenlerin tüm oyunları yerle bir olup bozulmuştur. Kuran'da, inkar edenlerin bu tuzağı ve Allah'ın yardımı şöyle bildirilmektedir:

Dediler ki: "Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun."
Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol."
Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat Biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık. (Enbiya Suresi, 68-70)

Darwinizm’in Öldüğünü Ortaya Koyan Tüm Gelişmeler, Hz. İsa'nın İkinci Kez Yeryüzüne Gelişinin ve Hz. Mehdi'nin Çıkışının Alametidir

Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa'nın adalet sahibi olarak inmesi yakındır...
[Ebu Hureyre r.a. / Buhari, Büyu 102, Mezalim 31, Enbiya 49; Müslim, İman 242 (155); Ebu Davud, Melahim 14 (4324); Tirmizi, Fiten 54 (2234)]

Hz. Mehdi İle müjdelenin. O Kureyş’ten ve Ehl-i Beyt’imden bir kişidir. (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Ahir zaman, s.13)

Peygamberimiz (sav) bundan yaklaşık 1400 sene önce, çeşitli alametlerle günümüze işaret ederek, insanların Kuran ahlakından uzaklaşacakları bir dönem olacağını; dünya çapında büyük bir bozulma, fitne, kargaşa ve dejenerasyon yaşanacağını haber vermiştir. Bunun ardından ise Allah'ın “Mehdi” adında bir kulunu vesile ederek, tüm dünyada İslam ahlakını hakim kılacağını, yaşanan manevi yozlaşmanın yerini güzel ahlaka, huzur, barış, mutluluk ve refaha bırakacağını bildirmiştir. Peygamberimiz (sav) bu dönemde, daha önce Allah Katına alınmış olan Hz. İsa'nın da ikinci kez yeryüzüne geleceğini ve Hz. Mehdi'yle birlikte Deccal'e ve onun fikir sistemine karşı mücadele vereceğini anlatmıştır. Allah'ın izniyle Deccaliyet, Hz. İsa ve Hz. Mehdi vesilesiyle manen son bulacak ve etkisiz hale getirilecektir.

İşte günümüzde yaşanan gelişmeler de, bu gerçeklere dikkat çekmektedir. Dinsizliği temsil eden ve tüm çürük temellerine rağmen 150 yıldır yalnızca Allah'ın varlığını inkar edebilmek için  (Allah'ı tenzih ederiz) ayakta tutulmaya çalışılan Dünya Deccaliyet'i olan Darwinizm, Yaratılış Delilleri karşısında artık ayakta duramayacak hale gelmiş ve çökmüştür. Bu durum Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışının çok yakın olduğunu göstermektedir.

Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin geliş alametleri hakkında verdiği haberlerin çok büyük çoğunluğu gerçekleşmiştir. Deccaliyet'in fikir sistemini temsil eden Darwinizm’in çöküşünün de bu dönemde gerçekleşmesi çok önemli bir gelişme ve büyük bir müjdedir. Allah'ın izniyle, içerisinde bulunduğumuz bu dönem, Deccaliyet'in mağlubiyetinin, inananların ve İslam ahlakının galibiyetinin dünya çapında ortaya çıkacağı müjdeli bir dönem olacaktır.

Hala çaresizlik içerisinde, sahte delillerle evrim teorisini ayakta tutmaya çabalayan Darwinistler bu halleriyle, Dünya Deccaliyet'i Darwinizm’in artık öldüğünü göstermekte; ve her ne kadar istemeseler de, Hz. İsa ve Hz. Mehdi önderliğinde islam ahlakının hakimiyetinin çok yaklaştığı müjdesini müminlere vermektedirler.


Yorumlar ( 2 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı



Görüşlerinizi Bildirin

{{Ziyaretçi Defterini Oku!}}
{{Ziyaretçi Defterine Yaz!}}

Menü
Kategorilerim

3 sayfadan 1 . sayfa
| ileri