24/1/2009

Mehdi karşı çıkacak gelecek olan cahil softa sahte alimler Mehdiye cephe alacak

Mehdi zamanında sahtekar din alimleri para karşılığında insanlara yaranmak ve çıkar edinmek için Mehdi'ye karşı sahtekarca bir mücadeleye gireceklerdir. Muhyiddin Arabi ve İmam Rabbani, ahir zamanda Mehdi'ye karşı mücadele verecek olan bu sahtekar din adamları hakkında şu bilgileri vermişlerdir:

"Fütühat-ül Mekkiye" isimli eserinde Muhyiddin Arabi şöyle bildirmektedir: ... Onun açık düşmanları fukaha (fıkıh, yani din alimleri) olacak. Çünkü halk arasında bir imtiyazları (ayrıcalıkları) kalmayacak. Hatta ahkam (hüküm) hususunda ilimleri de azalacak. Bu imamın gelişiyle alimlerin hükümlerdeki anlaşmazlıkları da giderilecek... Şayet elinde ilim kılıncı olmasaydı onun ölümüne fetva verirlerdi. Lakin Allah onu ilim kılıncı ve cömertliğiyle hakim kılacak… Ondan hem korkacaklar hem de birşeyler umacaklar.

Kalben ondan nefret edecekler. Fakat buna rağmen ister istemez hükmünü kabul edecekler. (Kıyamet Alametleri, 186-187)

Geleceği vaat edilen Mehdi dinin tervicini (değerini artırmayı), sünnetin ihyasını (yeniden canlandırılmasını) murad ettiği (istediği) zaman; bid'at ehl-i ile ameli adet edinen (hak dinde olmayan şeylerle amel eden), hasene zannı ile dini karıştıran (dinin özünde olmayan şeylerin dinin emri olduğunu zanneden bazı insanlar) hayretle şöyle diyecektir: "Bu kimse (yani Mehdi) dinimizi kaldırmak ve şeriatımızı izale etmek (dinin hükümlerini değiştirmek ve alıştığımız sistemi mahvetmek) istiyor." (Mektubat-ı Rabbani, 1/535)

Muhyiddin Arabi ve İmam Rabbani’nin belirttiği gibi, sahtekar din alimleri kendilerince Mehdi'yi sözle, iftirayla, hile ve oyunla açmaz içerisine sokup etkisiz hale getirebileceklerini düşüneceklerdir. Ama tüm çabalarına rağmen mağlup olacaklardır. Mehdi'nin şahsiyeti, kişiliği ve ilmi gücü karşısında Mehdi'ye boyun eğeceklerdir. Mehdi'den, kalben ölümüne fetva verecek şekilde nefret edecekler, ancak buna rağmen ondan bir çıkar elde edebilmeyi umacaklardır. Rivayetlerde belirtildiği üzere, tüm nefretlerine rağmen Mehdi'ye hiçbir şekilde zarar veremeyeceklerdir. Mehdi aleyhindeki bu faaliyetleri sonucunda yenileceklerdir.


Yorumlar ( yok ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


14/10/2008
Bulundugu yer: Peygamberler-Alimler

ADNAN OKTAR İFTAR

Sayın Adnan Oktar, davetlilerin Çırağan’da ağırlandığı iftar yemeğinde kısa bir konuşma yaptı. Konuşmasında yerli ve yabancı basının sorularını da yanıtlayan Sayın Oktar; Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün Ermenistan’a yaptığı ziyareti çok olumlu ve güzel bulduğunu ifade etti. Evrimci bilim adamı R. Dawkins’in sitesinin kapatılması konusunda ise; kendisinin fikir özgürlüğünden yana olduğunu fakat o sitede kendisine yönelik çok ağır hakaretler ve iftiralar bulunması nedeniyle mahkemenin kapatma kararı verdiğini anlattı. Ergenekon’un büyük ve kapsamlı bir cinayet örgütü olduğuna da değinen Sayın Oktar, yapılan operasyonun Türk İslam Birliği yolunda olan Türkiye için çok güzel bir gelişme olduğunu ve bu konuda savcılara, emniyet güçlerine destek verilmesi gerektiğini söyledi. 21.yy’da Darwinizmin çökmesiyle dünyanın sürekli arındığını; çetelerden, yanlış düşüncelerden gittikçe temizlendiğini; katı, despot rejimlerin yerini ılımlı, liberal, makul rejimlerin aldığını; iyiye güzele doğru bir gidiş olduğunu; bunun, Hz. Mehdi ve Hz. İsa’nın çıkışıyla en yüksek noktaya varacağını müjdeledi.

http://tr.harunyahya.tv/videoDetail/Product/9628/
ADNAN_OKTAR_IN_IFTAR_YEMEGI_KONUSMASI_(EYLUL_2008
)


Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


13/6/2008
Bulundugu yer: Peygamberler-Alimler

Gülay Pınarbaşı kimdir?

Mankenlikten Tesettüre uzanan yol

Gülay Pınarbaşı ; İlk ve orta dereceli eğitimini Konya’da tamamladıktan sonra, Ankara Gazi Yüksek Hemşirelik okulunu kazandı.

1989 yılında mankenliğe başlayıp, bir yıl sonra, 1990’da, “Miss Globe Türkiye Güzeli” seçildi. Bundan sonraki dönemde birçok televizyon dizisinde ve filmde rol aldı. “Ölümsüz Diriliş” ve “Kelebekler Sonsuza Uçar” gibi dini ağırlıklı filmlerde başrol oynadı. 1991-1993 yılları arasında Aktüel Kreasyon isimli dergide Moda Editörlüğü ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü yaptı.

1993 yılının Nisan ayında İslami yaşam tarzını seçip, Allah’ın emirleri ve Peygamber Efendimiz’in sünneti doğrultusunda hayatını sürdürme kararını aldı ve mankenliği bir daha dönmemek üzere bıraktı.

Çalışmalarını halen sürdürmekte olan Pınarbaşı ile kendisi, verdiği karar, nelerle uğraştığı ve birçok konu üzerine konuştuk.

Öncelikle Haber5 olarak, röportaj teklifimizi geri çevirmeyerek bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Gülay Pınarbaşı kimdir?

1969 yılında Karaman'da doğdum. 1993 yılına kadar farklı bir hayatım vardı, Allah'a çok şükür Allah iman nasip etti, 1993'den beri Allah rızası için yaşayan bir insanım. Dinimizi öğrenip, Allah'ın emrettiği şekilde yaşamaya başladıktan sonra, Allah'ın verdiği tüm nimetleri Allah yolunda, İslam ahlakını yaymak için kullanmaya karar verdim. İçinde bulunduğumuz dönem tüm Müslümanların, imkanları az da olsa çok da olsa, Allah için mücadele etmesi, dinsizliğe karşı çalışma yapması gereken bir dönem. Allah yaşadığımız pek çok olayla bu sorumluluğumuzu bize hatırlatıyor.

“1993, Nisan ayında İslami yaşam tarzını seçip, Allah’ın emirleri ve Peygamber Efendimiz’in sünneti doğrultusunda hayatını sürdürme kararını aldınız ve mankenliği bir daha dönmemek üzere bıraktınız bambaşka bir hayata “bre bismillah” dediniz”  bu karar nasıl verildi? Bu karara size iten nedir?

Gerçek bir Müslüman gibi yaşamaya karar vermeme, Sayın Adnan Oktar'ın eserleri ve ilmi çalışmaları vesile oldu. Kendisiyle sohbet etme imkanı buldum. Dinsizliğin ve inançsızlığın bu kadar yaygın olduğu bir dönemde, samimiyetle, kararlılıkla, azimle ve candan bir coşkuyla imanı yaşadığını görmek beni çok etkiledi. Samimi iman eden insanları görmek, imanlı yaşamanın ne kadar büyük bir konfor ve güzellik olduğunu anlamamı sağladı. Şu da var ki, Allah'ın varlığı ve yaratışı aslında çok açık. Ancak insanlar din ahlakının ne kadar büyük bir kolaylık ve güzellik olduğunu tam olarak bilmiyor olabilirler. Yapılan telkinler nedeniyle pek çok insan dini yaşamanın zor olduğunu sanıyor olabilir. Oysa asıl zor olan dinsiz yaşamaktır. Allah'ı sevmek, Allah'tan korkmak, Allah için yaşamak bir insan için hayattaki en büyük kolaylık, en büyük güzelliktir. İnsanın çektiği acıların, manevi sıkıntıların temelinde hep din ahlakından uzaklaşmak, Allah'ın emrettiği ahlaktan uzaklaşmak vardır. Bir insan Allah'a ne kadar yakınsa o kadar neşeli, rahat ve huzurlu olur.

İnsan neden örtünmeyi ister ya da siz neden istediniz?

İmanı bir kere öğrendikten sonra salih bir mümin için asla geriye dönmek mümkün değildir. Ya da Allah'ın rızasının en fazlasını bilirken daha azını yaşamak, daha azına razı olmak imkansızdır. Örtünmek Allah'ın emri, bu konuda hiçbir şüphe yok. O zaman bu konuda tereddütlü davranmanın da bir manası yok.

Bu dönüm noktası diyebileceğimiz karar öncesinde nasıl bir hayatınız vardı…

Aslında o dönemin detaylarını konuşmanın pek bir anlamı yok. Ama şu kadarını söyleyeyim, dünyanın en zengin ortamlarında da yaşasanız, dünyanın en iyi mekanlarında da bulunsanız, dünyanın en güzel insanlarıyla birarada da olsanız, iman olmadıktan sonra, Allah'ı bilmedikten sonra, etrafınızda Allah'tan korkan insanlar olmadıktan sonra huzurlu ve güzel yaşamanın imkanı yok. İnsan öyle bir ortamda adeta cehennemi yaşıyor gibi oluyor. Samimi müminleri görüp imanı tanıdıktan sonra da tarif olmayacak bir nimete kavuşuyor inşaAllah.

Kararınız karşısında nasıl tepkiler aldınız. Karşı çıkan ya da destekleyen kimler vardı etrafınızda.

Önemli olan insanların değil Allah'ın rızası. İnsanların hepsi beni sevse, takdir etse ama, Allah korusun, Allah razı olmasa, bunun bana ne faydası var. Bir mümin için Allah'ın rızasından, hoşnutluğundan ve cennetinden daha önemli hiçbir şey olamaz. Allah Kuran'da da bildiriyor bir mümin özelliği olarak, "kınayanın kınamasından korkmazlar" diye buyuruyor Rabbimiz. Mümin samimi olarak dini yaşamaya karar verdiğinde, Allah yolunda çileyi de kabul ederek başlıyor işe inşaAllah. Bu şeref duyulacak bir durum. Allah yolunu tercih ettiği için bir insan incitici sözler işitiyorsa, iftiraya maruz kalıyorsa, haksızlığa uğruyorsa bu onun doğru yolda olduğunu gösterir. Çünkü Allah yolunda zorlukla karşılaşmak Allah'ın mümine vaadidir. Mümin Allah yolunda malını ve canını satmış insandır. Bizim herşeyimiz Allah'a ait, Allah nasıl takdir ederse öyle olur. Dilerse verdiklerini arttırır, dilerse kısar. Mümin nimet arttığında da kısıldığında da şükreder, Allah'tan razı olur.

Bu kararla mankenlik dışında hayatınızda vazgeçtikleriniz nelerdir.

Ben mümin olmakla çok şerefli bir yaşamı tercih ettim. Allah, "Biz onlara şan ve şereflerini getirdik" diye buyuruyor. Sanki geride bırakılmış değerli birşey varmış gibi düşünmek de ifade etmek de doğru olmaz. Eğer geride bırakılan birşey varsa, onların hepsi güzel olmayan bir ahlaka ve yaşama ait şeyler ve zaten terk edilmesi gereken şeyler. Allah bana böyle şerefli bir hayat nasip ettiği için sürekli şükrediyorum. Mümin olmakla kazandığım o kadar fazla nimet var ki inşaAllah, bunun neşesi ve huzuru hiçbir şeyle kıyaslanmaz.

İlk defa dışarı kapalı çıktığınızda neler hissettiniz.

Allah böyle bir güzelliği yaşattığı için şükrettim. Allah şerefli bir yaşam nasip ettiği için hamd ettim.

Örtündükten sonra bambaşka bir çevreye girdiniz. Onların size karşı tepkileri davranışları nasıldı?

Salih müminler sevgiyi, şefkati gönülden yaşıyorlar. Müminlerin sevgisi Allah rızası için ve karşılıksız bir sevgi. O nedenle tüm Müslümanlardan hep anlayış gördüm. Allah Kuran'da tüm müminlerin kardeş olduğunu bildiriyor. Gerçekten de tüm Müslüman camialar beni kardeşleri gibi karşıladılar, sevdiler. Allah hepsinden razı olsun.

Halen milli gazetede köşe yazarı olarak yazıyorsunuz. Yazma tercihi nasıl oluştu.

İslam'ı öğrenmeye başladıktan sonra, bir müddet kendimi yetiştirmeye vakit ayırdım. İlmihalleri okudum, İslam alimlerinin eserlerini okudum. Allah rızası için hizmette bulunmak istedim. Okuduklarımı, öğrendiklerimi, düşündüklerimi anlatmanın bunun için iyi bir yol olacağını düşündüğüm için yazmaya karar verdim. Günlük yazılarımın yanı sıra kitaplarım da yayınlandı. İnternet sitemde de sürekli yazılarım yayınlanıyor. Şu dönemde, imanı takviye edecek, güçlendirecek, dinsiz ideolojilere karşı set oluşturacak ilmi çalışmalar çok önemli. Herkes elinden ne geliyorsa onu yapmalı. Bir kişi yazı yazar, diğeri o yazının yayınlanacağı gazeteyi hazırlar, bir diğeri gazeteyi alıp çevresindekilere okutur, bir başkası alır o yazıyı internette yayar... Herkes bir ucundan destek olursa, bu birlik ve dayanışmayla Allah'ın dini hızla yayılır inşaAllah. İnşaAllah benim yazılarımın da İslam ahlakının yayılmasında katkısı olur diye temenni ediyorum. Harun Yahya’nın tüm dünyayı derinden etkileyen eserleri tüm İslam alemi için önemli birer örnek.

Yazmanın yanı sıra bir dönem siyasette de yer aldınız. O zamanlar birçok muhafazakâr parti varken Refah partisini seçtiniz bunun nedeni nedir?

Tabi ki tüm sağ partiler çok güzel bir hizmet veriyorlar, çok değerli çalışmalarda bulunuyorlar. Refah partisi de çok geniş bir inançlı kesimi kucaklayan bir partiydi. Sayın Erbakan gerçek bir dava insanı, tüm yaşamı mücadeleyle geçmiş. Yaptığı hizmet çok büyük. Samimiyetine inandığım çok değerli, çok saygı duyduğum bir insan. O dönemde Refah Partisi'nde hizmet vermenin daha faydalı olacağını düşündüğüm için bu tercihi yapmıştım.

Milli görüş lideri Prof. Dr. Erbakan’ın aldığı ceza ev hapsini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Allah herşeyi bir hayırla yaratır. Bunda da pek çok hikmet ve hayır var. Tüm Müslümanların gözünde değerini kat kat arttıran, ona duyduğumuz sevgiyi ve saygıyı çok güçlendiren bir karar bu. Böyle kararlar Müslümanların şevkini ve heyecanını arttırıyor, birbirlerine duydukları bağlılığı güçlendiriyor. Hz. Adem'den bu yana salih müminlerin hayatı hep mücadele içinde geçmiş. Geçmişte yaşayan müminler de tutuklanmışlar, yurtlarından sürülmüşler, hatta katledilmişler. Geçmişte yaşananların bir benzerinin bugün yaşanması hem Allah'ın bir kanunu, hem de yaşayan için çok şerefli, müslümanlar nezdinde de sevgiyi kat kat arttıran bir konu.

Türban sorununa nasıl bakıyorsunuz? Kadınların örtünmesine erkeklerin karar vermesine, kadınlar üzerinden siyaset yapılmasına?

Örtünmek Allah'ın emri. Örtü, Müslüman kadının şerefidir. Örtünen insanlarımız bunu sadece Allah'ın hükmü olduğu için, Allah'ın rızasını umarak yapıyorlar. Bunun dışında bir amaçları, planları yok. Herkes gibi onların da diledikleri gibi okuyabilecekleri, yaşayabilecekleri ortamın sağlanması gerekir. Okul kapılarında yaşanan sıkıntıların son bulması gerekir.

Gündem ne olursa olsun bir şekilde hep tesettüre ve kadına geliyor. Bir ara gündemimizi çok meşgul eden konulardan biride moda ve tesettür oldu. Çağa ayak uydurma daha modern görünme adı altında farklı giyim tarzlarını defilelerle sunan firmalar oldu. Bu çabayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Allah Kuran'da mümin kadınların örtünmesini bildirirken, bunun şerefli bilinmeleri, tanınmaları ve korunmaları için olduğunu haber veriyor. Mümin bir kadın için iffeti çok önemlidir. İffetini koruma konusundaki hassasiyeti mümin kadını değerli kılar, ona saygı duyulmasını sağlar. Tabi ki Müslümanlar, kaliteli, asil, zevkli ve estetik değerlere önem veren insanlardır. Ama bunun her zaman helal sınırları içinde olması, mümin kadınların saygınlığını ve değerini güçlendirecek şekilde olması gerekir.

Tartışılan konulardan biride hem şık modern olmak hem de tesettürlü olmak. Bu ikisinin yan yana olabileceğini düşünüyor musunuz?

Mümin estetikten zevk alır. Kaliteden, temizlikten, asaletten hoşlanır. Elbette bir mümin kadın hem iffetli asil, hem tesettürlü ve şık olabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey, mümin kadın için önemli olan iffettidir, iffeti hakkında şüphe uyandırabilecek, tereddüte sebep olabilecek herşeyden kaçınır mümin bir kadın.

Çankaya’da türbanlı bir first lady’nin oturması bir zafer mi?

Türkiye'nin genelinde çok hızlı bir din ahlakına yöneliş var. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde neredeyse ilk defa %47 oyla tek başına bir muhafazakar parti iktidar oldu. Bundan 30 yıl önce insanların neredeyse %70'i Darwinizm'e inanırken, bugün Türkiye'de evrime inanlarının sayısı parmakla gösterecek kadar az. Halk artık canlılığın tesadüfen ortaya çıktığı masalını kabul etmiyor. Allah'ın yarattığını kabul ediyor. Bu çok önemli bir gelişme. Nitekim bu gelişme uluslararası alanda da kabul ediliyor. Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda bölgenin lider ülkesi olacağı, yani İslam coğrafyasının lideri olacağı söyleniyor.  

Türkiye’deki kadın profilini nasıl değerlendiriyorsunuz.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da çok olumlu bir gelişme var bence. Din ahlakına yöneliş kadınlarımızın toplumda hak ettikleri saygıyı görmeleri için çok önemli bir zemin oluşturdu. İmanın nuruyla aydınlanan kadınlarımızın da yaşantılarında çok güzel gelişmeler oluyor. Allah Kuran'da "Erkek olsun kadın olsun kim salih bir amelde bulunursa, karşılığını eksiksiz olarak alacağını" bildirmiş. Kadınlar da İslam ahlakının yayılması, dinsizliğe karşı fikri üstünlüğün sağlanması konusunda sorumluluk sahibidir. Son zamanlarda bu sorumluluğu yerine getirmeye gayret eden birçok saliha bayanın hizmette bulunuyor olması çok güzel bir gelişme.

Kendi içimizde bu kadar dalmışken Filistin’de Irak da Müslüman kardeşlerimiz öldürülüyor. Müslüman kardeşlerimizin acılarına bu kadar duyarsızlaşmamızın, onların acılarını acı nedeni sizce nedir?

İslam dünyası çok sıkıntılı bir dönemden geçiyor, ama bu sıkıntılar aydınlık bir geleceğin müjdesi inşaAllah. Peygamber Efendimiz (sav) 1400 yıl önce tüm bu yaşanacakları detayıyla haber vermiş. Müslümanların çok zor günler geçireceğini söylemiş, ama bununla birlikte bu sıkıntıların nasıl ortadan kalkacağını da belirtmiş. Bu sıkıntılar Hz. Mehdi'nin zuhurunun Hz. İsa'nın yeniden gelişinin ve Allah'ın izniyle İslam ahlakının tüm dünyaya hakim olmasının habercisidir. Her kışın bir baharı olduğu gibi, İslam aleminin yaşadığı bu sıkıntıların da sonu olacaktır inşaAllah. İslam coğrafyası ve tüm dünyayı çok aydınlık bir gelecek bekliyor.

Tabi şunu da unutmamak gerekir ki, komşularımız, kardeşlerimiz böylesine ciddi acılar yaşıyorken, bizim bu durumda ne yaptığımız, nasıl çaba harcadığımız da çok önemli. Çünkü biliyorsunuz, zulme rıza göstermek de zalimlik olur. Zulme rıza göstermediğimizi göstermenin en önemli yolu ise Kuran ahlakının yayılması için vargücümüzle gayret etmemizdir.

Bilim Araştırma Vakfında çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?

Bilim Araştırma Vakfı Türkiye çapında örneği görülmemiş bir fikri hizmet veriyor. Verdikleri konferansların sayısı 2000'i geçti. İl il ilçe ilçe dolaşıp Allah'ın varlığını ve birliğini, Darwinizm'in geçersizliğini anlatıyorlar, iman hakikatlerini gündeme getiriyorlar. Müthiş bir imani hizmet içerisindeler maşaAllah. Ben de gücüm oranında bu büyük ilmi mücadeleye destek olmaya çalışıyorum.

Bizim fark etmeden değinmeden geçtiğimiz ,sizin belirtmek istediğiniz söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Ben tüm mümin kardeşlerime İslam alemini aydınlık bir geleceğin beklediğini yeniden müjdelemek isterim. Allah bu dönemde herkesi çok farklı şekillerde imtihan edecektir. Önemli olan müminlerin tesanüdür, kardeşliği ve birlik ruhu içinde hareket etmesidir. Müminlerin birliği ve beraberliği, inançsız insanların hiç istemedikleri, en çok ürktükleri şeydir. Onlar müminleri dağınık görmek isterler, hatta bunun için müminlerin arasına fitne, fesat sokmaya çalışırlar. Ancak Allah'ın izniyle takva sahipleri bu fitnelerden zerre kadar etkilenmez. Eğer bir kale gibi bir olunursa, Allah'ın ipine sımsıkı sarılırsak, üzerinden gelinmeyecek hiçbir zorluk yoktur. İnsanların dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini göreceğimiz günler çok yakındır. Allah nurunu muhakkak tamamlayacaktır. O zaman hep birlikte hamd edip, şükredeceğiz inşaAllah.

Zaman ayırıp cevaplandırdığınız için tekrar teşekkür ederiz.


Yorumlar ( 2 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


15/5/2008
Bulundugu yer: Hayat-iman-Cihad

Harun Yahya Haber5 Röportajı

CEZASINDA Ergenekon parmağı var mı

Efendim öncelikle bizleri kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Yoğun programlarınız arasında bize de vakit ayırdınız lutfettiniz.

Şeref verdiniz, Hoş geldiniz.

Öncelikle Harun Yahya veya Adnan Oktar’ı konuşalım. Adnan Oktar Batının inanç kaynağı olan Darvinizm’i tek başına çökerten bir isim. Adnan Oktar bu işe nereden başladı ve şuan geldiği noktayı nasıl değerlendiriyor?

Evet, Adnan Oktar Allah’ın herhangi bir kulu. Olağan üstü bir yönüm yok yani. Her şeyi Allah yaratır, Allah yönlendirir, Kaderin dışında insanlar hiçbir şey yapamazlar. Sizin buraya gelmeniz kader üzerine, bana bu soruyu sormanız kader üzerine, benim cevap vermem de kader üzerine. Hepsini Allah yaratır.

‘Darvinizm Deccaliyetin dinidir’

Ama hayatımdan kısa bir kesit olarak şunu söyleyebilirim. İlk, orta ve lise öğrenimimi Ankara’da yaptım, buraya geldim; Güzel Sanatlar Akademisine, sonra da İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne kaydımı yaptım, her iki okulda da belirli bir süre bulundum. Hem tebliğ faaliyetleri yaptım, hem de kitap çalışmalarına o dönemde başlamıştım. Ama tabi işin doğrusu; iyi bir iç mimar olayım veya felsefeci olayım diye değil, tebliğ çalışmaları için gitmiştim okula. Bunun bilinmesinde fayda var. Halen de bu devam ediyor. Ama en önemli konu olan en hayati konu olan, dünyanın belini büken, Deccalın dini olan Darvinizm’dir. Deccaliyetin dinidir Darvinizm. Bu ortadan kalktığında dünyada bir huzur meydana gelecektir, Ben var gücümle bu Darvinizm’e yönelik bir çalışma yapıyorum ve hakikaten de çok iyi bir netice aldık. Avrupa’da bunun etkilerini anlıyoruz. Her gün bu konuda toplantıları yapılıyor, geçtiğimiz günlerde, 300 kişilik bir toplantı yapıldı, ‘ Darvinizm gidiyor ne yapmalıyız?’ diye toplantı yapıldı. Gerçekten de gitti Darvinizm.

Darvinizm’i ele almaya başladığınız zaman, gerçekten bu kadar etkili olacağını, Darvinizm’i çökertebileceğinizi tahmin ediyor muydunuz?

 Tabi Allah’ın meydana getirdiği güçleri ben bilmiyordum, yani Fosilleri Allah’ın bize bu kadar sunacağını ve bu kadar güçlü dillerle, iyi vurgulayabileceğini bilmiyordum ben. Belirli alanda vurabileceğimi düşünüyordum, yani ilk yıllarda ki bilginin biraz daha gelişmişi olabilir belki diye düşünüyordum. Ama bu çapta olması Allah’ın bir lütfu. Adeta Fosiller yerden Dabbe-tul Arz gibi çıktı ve onların tepelerine vurarak, ‘Allah var, din var, biz yaratıldık’ dediler. Hakikaten çok güzel neticeler aldık.

Yani bu kadar büyük bir neticeyi tahmin etmiyor muydunuz?

Tabiî ki azimim ve kararlılığım vardı. Ben dinsizliğin yıkılacağını biliyordum.   Ama gelişme de olan imkânları bu kadar tahmin etmiyordum. Yani elimize geçen bu kadar fotoğraf ve belgenin olabileceğini tahmin etmiyorum.

Avrupa Parlementosu’nun ‘Hıristiyanlık da dâhil olmak üzere hiçbir dinin yaratılış hakkında ki düşüncelerinin anlatılmaması, yalnızca Darvinizm’in anlatılması’ yönünde bir tavsiye kararı var. Bu ölçü de sizin kitaplarınızın etkisi çok büyük. Size, ‘Artık yeter, Durun’ diyen var mı?

Benim gördüğüm sürekli, ‘Bu kitapları dağıtacak mısınız?’ sorusu soruluyor. Yani bu soru bana biraz esrarengiz geliyor. Çünkü Darvinizm ile ilgili sorabilir, Fosillerle ilgili soru sorabilir, yani ilmi açıdan aydınlanmak isteyebilir bir insan. Ama kitabın dağıtılmasından şiddetle rahatsız olup, konuyu evirip, çevirip bu noktaya getirince, bunun Masonlar tarafından yönlendirilen bir sistem olduğunu düşünüyorum. Hem Darvinizm’in hem de Darvinizm’e karşı mücadelenin durdurulmasının her ikisinin de Masonlarca yönlendirildiğini düşünüyorum. Çünkü bununla ilgili birçok belge var elimizde. Onların gönderdiği mektupların fotoğrafları var elimizde. Özellikle ismimin açık açık zikredilerek, ‘Harun Yahya Yaratılış Atlası’ diyerek, dağıtımının durdurulması, kitabın etkisine karşı tedbirler alınması, buna yönelik Fransızca çok detaylı açıklamalar var mektuplarında.

‘Müslümanlar sarsıldıkça daha da güçleniyorlar’
Tabi bunlar mücadele ederken sadece bilimsel mücadele değilde, illegal bir yöntem kullanıyorlar. Karşımıza çıkıp, ‘Bak bizimde elimizde fosiller var, proteinle ilgili bizde şöyle düşünüyoruz’ demiyorlar da, karşımıza adeta mafya yöntemleriyle çıkıyor Masonlar, yani illegal şeyler. Ellerinde ki bütün baskı unsurlarını kullanarak, Ergenekon Marksist yapılanmasının, Devlet içerisine sızmış uzantılarını kullanarak, komplolar üreterek, iftira atarak, oyun oynayarak netice elde etmeye çalışıyorlar. Bunu da beceremiyorlar. Beceremiyorlar derken, bununla ilgili imkânları yeterli olmuyor. Çünkü bu tip şeyler olduğunda daha olumlu etkileniyor Müslümanlar, yani saldırıldıkça, baskı gördükçe, Müslümanlar daha şevklenip, daha güçleniyorlar. Çünkü baskı olmadığında bir meskenet meydana gelir. Mesela sıcak bir ortamda insanı uyku basar. Özellikle adamın bir amacı gayesi de yoksa. Ama ani bir hareketlenmede, orada bir yağmurun yağması, pencerelerin açılması, önemli bir haberin gelmesi, orada ani bir canlanmaya sebep olur. Müslümanlarında bu tip canlanmaya ihtiyaçları vardır. Adeta adrenalin etkisi yapar. Onlara yapılan her türlü baskı, zulüm, cebir onların güç kazanmasına sebep olur. Diğer türlü bir sakinlik ve meskenet olur.
*********************************************************

*********************************************************
ERGENEKON YAPILANMASININ PARMAĞI...
Efendim, Masonlardan ve Ergenekon’dan bahsettik.  Ergenekon davası son bir iki ayın gündemini oluşturdu. Belli bir şekilde çökertilmeye çalışıldı. Fakat aynı davanın eş güdümü olarak, Adnan Oktar gündeme geldi ve ceza verildi. Ergenekon davası ile Adnan Oktar’a verilen cezanın bağlantısı var mıdır?

Benim kanaatime göre Marksist Ergenekon yapılanması, Darvinizm’in yok oluşundan rahatsız. Özellikle Darvinizm’in etkisini yok etmemizden, çökertmemizden rahatsız. Çünkü Temel Felsefesini ortadan kaldırıyoruz.  Böyle olunca dinleri ortadan kalkmış oluyor. Tabi dinlerini ortadan kaldırdığımız da var güçleriyle bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Tabi devletin birçok kurum ve kuruluşuna sızmış insanlar, örümcek ağı gibi her yeri kaplamış insanlar. Oradaki imkânlarıyla bir şeyler yapmaya çalışıyorlar.

‘Mahkemenin kararına saygı duyuyorum’

Ama Mahkemenin kararıyla ilgili ne düşündüğümü soruyorsanız eğer, ben mahkemenin kararına saygı duyuyorum ve hakkımı helal ediyorum. Fakat mahkemeye baskı yapıldığını çocuklar dahi fark ediyor herkes fark ediyor. Yani dolaylı olarak, çeşitli yönlerden bu baskılar yapıldı. Bir tek bizim mahkememize değil, Müslümanlara, inananlara, milliyetçilere, mukeddesatçılara yönelik her olayda bir baskı sistemi işliyor.

Peki, kim bu baskıyı yapanlar?

Evet, Masonlar

Yani bir loca mı?

Bir değil birçok loca. Localar arası yardımlaşma ile yaptıkları bir çalışma oluyor. Biraderlerin birbirlerine desteğiyle. Birbirlerine hem destek sağlıyorlar, hem de bilgi akışı sağlayarak destek veriyorlar.  İllaki haklı olmaları gerekmiyor. Çünkü illegal faaliyette haklılık gerekmez. İllegal her türlü imkânı kullanıyorlar. Basında çok fazla etkileri var. Özellikle büyük basın üstünde adeta tekel oluşturmuş durumdalar. İstedikleri haberi, istedikleri gibi çıkarabiliyorlar, istedikleri gibi kamuoyunu yönlendirebiliyorlar. Dolayısı ile de mahkemelere etki etme imkânları oluyor.

Türkiye’nin tam bağımsız yargıya ihtiyacı var’

Ama ben tabi Mahkemeyi, yine söylüyorum, tekrar söylüyorum, saygı duyuyorum ve hakkımı da helal ediyorum verdikleri kararla ilgili olarak. Ama emekli hâkimler olsun, Yargıtay üyeleri olsun, Yargıtay başkanları olsun, hepsi yargıda sıkıntıdan bahsediyorlar, bir olumsuz durum var ortada. Siyasi baskı altına alınabiliyor yargı, Masonik baskı altına alınabiliyor. Tam hür bağımsız, rahat hareket edilen bir yargı Türkiye için bir ihtiyaç bunun bir an önce sağlanması gerekiyor.

Peki, efendim, sizin ceza aldığınız bu davadan daha önce beraat etmiştiniz. Şimdi bu davanın tekrar gündeme gelmesi ve ceza almanız çelişkili değil mi?

Çelişki, tabi şaşırtıcı şeyler çok fazla; çünkü savcı dosyada aleyhte hiçbir delil yok diyor. Yani delil olmadığı içinde ben bir iddia name hazırlayamıyorum, çünkü aleyhte delil yok diyor. Daha önce siz beraat vermiştiniz, mahkeme heyetine, siz polis ifadelerinin geçerli olmadığını söylüyorsunuz diyor ve kanun da bunu böyle söylüyor, peki polis ifadesi olmayınca aleyhte delil olmayınca ben ne yapabilirim diyor savcı. Tek yapabileceğim şey beraat istemek ve beraat istiyor, buna rağmen 3 yıl hapis cezası çıktı. Peki, yorum nedir? Yorumumu sorarsanız, hayır vardır. Çünkü her şeyi Allah yaratır. Hâkim daha annesinden doğmamışken, hatta onun dedesinin dedesi doğmamışken bu karar, Allah katında alınmış oluyor. Bu bir mucize tabi hayret edilecek bir şey.

Peki, efendim nasıl bir süreç işleyecek?

Yargıtay’a gider; ama Yargıtay’da ben sistemin nasıl işlediğini bilmiyorum yani Mahkemeleri biliyorum da Yargıtay tecrübem yok. Belki Yargıtay daha da titiz olayları ele alıyor olabilir.

Peki, Mahkemeye baskı yapan Masonlar, Yargıtay’a baskı yapıyor olabilir mi?

Masonların ellerinin ulaşmadığı yer yok Türkiye’de.

Efendim siz daha önce birçok ceza aldınız. Hapis hayatı yaşadınız, hatta akıl hastanesi cezası bile aldınız. Ceza almaya alışıksınız. Tabiri caizse bedel ödediniz. Nedir sizi yolunuzdan alıkoyamayan şey?

Şimdi Allah’ın yaratmasında kusur olmaz. Hücreye bakıyoruz mükemmel, göze bakıyoruz mükemmel, dünyanın yaratılışına bakıyoruz mükemmel. Kaderi de mükemmel yaratır Allah. Yani atomda nasıl hata yoksa beyinde nasıl hata yoksa Kaderi de mükemmel yaratır Allah. Hata gibi görünen şeyler, yanlışlık gibi görünen şeyler, onlarda da hayır olduğunu görüyoruz. Yani hata diyemeyiz tabi hâşâ ama karşı tarafın söylediği dil açısından söylüyoruz.  Mesela diyor ki şurası hatalı yaratılmış, onda da bakıyoruz onda da hayır var, onda da bir hikmet ve incelik olduğunu görüyoruz.

Mesela diyorlar ki, bademcik gereksiz yaratılmış bir organ. Bakıyoruz ki; bademcik vücudun direnç sistemini geliştiren, mikroplardan koruyan bir mekanizma, hiçte öyle bir şey değil. Veyahut bizim şuan ki aklımızla, ilmi imkânlarımızla anlayamadığımız bir şey olduğunu anlıyoruz. Yani yüz yıl sonra, iki yüz yıl sonra hikmeti, amacı olduğu ortaya çıkıyor. Yani bir amacının var olduğu boş bir şey olmadığı ortaya çıkıyor. Allah hiçbir şeyin amaçsız olmadığını bize sürekli gösteriyor.

Şimdi Hz. Yusuf masum, çok sevimli bir insan. Bir suçu da yok. Kardeşleri durdukları yerde diyorlar ki; ‘Babamızın bize sevgisi azalır. Hz. Yusuf’u kuyuya atalım.’ Şimdi bu mantık mı? Ama yapıyorlar. Onu kuyuya atan kim? Allah. Onu kuyuya koyan Allah’tır. Bir kafile geldi diyor, Allah ayette. ‘Müjde bir çocuk diyorlar’ bunu dedirten kim? Allah.  Kafileyi getiren kim? Allah. Oradan çıkaran kim? Allah.

Çıkıyor, bu seferde hiç yoktan yere, kadınların fitnesinden dolayı, onların meydana getirdiği oyundan dolayı, ceza evine giriyor. Ki; yaklaşık 7 yıl.  Yıllarca kaldı diyor Allah. Onu hapse koyan kim? Allah. Şimdi Kuran’da Hz. Yusuf’un, ceza evinde ki hayatı anlatılıyor. Peki, Kuran ne zaman vardı? Hz. Yusuf doğmadan önce vardı, Babası doğmadan önce vardı, Hz. Âdem’den önce de vardı Kuran. E Kuran’da O’nun ceza evinde neler konuşacağı, ne yapacağı, kadınlarla neler konuşacağı, kuyuya nasıl konulacağı, hepsi anlatılmış. O çilelere karşı göstereceği tevekkül, yapacağı tavırlar, ahlakı, hepsi vardı ve zamanı gelince de yapmış oluyor.

O zaman haklı gibi görünen de, haksız gibi görünen her şeyi de yaratanın Allah olduğunu anlıyoruz, biliyor ve görüyoruz.  Bizim burada yapmamız gereken nedir? Hepsinde ki o hayır ve güzelliği görüp, sevinçle karşılamalıyız.  Sonuna kadar buna sabredip, Allah’ın burada ki inceliklerini görmeye gayret etmemiz. Mesela beraat etseydim ben kimseyi ilgilendirmez, dikkat çekmezdi. Ama ceza alınca şok etkisi yaptı. Acayip hayret meydana getirdi. Çünkü o kadar açık ki; beraat etmemiz gerektiği. Buna rağmen ceza alıyoruz. Bunu yaratan kimdir? Allah. Peki, bunun hikmeti nedir? Müminlerin birbirini daha çok sevmesi, kaynaşmaları, kardeş olmaları, azimlerinin, şevklerinin artması, manevi derinlik, müminin kendi tevekkül gücünü görmesi ve dolayısı ile onun, İnşaallah cennetine vesile olması. Bütün Müslümanların. Yoksa sen beraat edersin,  evine gider oturursun, yemeğini yersin, suyunu içersin, normal yaşar, ölür gidersin; ama hayatta bir hareketlilik olmaz.
*********************************************************

*********************************************************
 
‘Allah dava adamlarının hayatını canlı, çok hareketli yaratır’ 

Allah dava adamlarının hayatını canlı, çok hareketli yaratır.  Mesela Yusuf çok sakince babasının yanında yaşardı, tebliğ yapardı, gezerdi, ama hayatında hiçbir renk olmaya bilirdi. Ne tutuklanırdı, ne kuyuya konurdu, başından o olayların hiç biri geçmezdi. Allah istese O’nun hayatını dümdüz yaratabilirdi. Ama biz Yusuf diyince hemen aklımıza gelen onun hapis hayatıdır. Yani biz onu severken, onun ceza evinde göstermiş olduğu güzel ahlakı ve sabrını hemen hatırlayıp, oradan O’na coşku ve muhabbet duyarız. Onu sevmemizde ki temel nedenlerden bir tanesidir. Ceza evinde gösterdiği güzel ahlak. İşte Allah Müslümanları sevdirmek için böyle vesileler meydana getirir. Muhabbeti artırmak için vesileler meydana getirir. Mesela hapis meydana getirir, akıl hastanesine yatırtır. Çile meydana getirir. İşte Allah söylüyor, Şeytandan Allah’a sığınırım: ‘Sizden öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmediği sürece cennete gireceğinizi mi sandınız?’ İşte bu olaylar insanın başına gelince cennete girme ümidi artar insanım.

Peki, efendim hapis cezası herkesin katlanabileceği bir ceza diyebiliriz. Ama sizin mahkûm edildiğiniz öyle bir ceza var ki; o da akıl hastanesi cezası. 10 ay akıl hastanesinde tedaviye mahkûm edildiniz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani suçsuz olduğunuzu bildiğiniz halde akıl hastanesine gönderiliyorsunuz. Bu nasıl bir duygu?

Allah bazı insanlara gümüş ikram eder, kimilerine altın. Allah bize altın ikram etti. Maşaallah, Elhamdülillah. Yani herkese verilmeyecek bir nimet. Mesela kolay bir imtihan verebilirdi, alelade bir mahkûmiyet verebilirdi. Ama böyle adam öldürmüş, 300 tane akıl hastasının içerisine koydu Allah. Normal bir insanın birkaç saat dayanamayacağı bir ortam. Çünkü bağıran var, ağlayan var, kafasını duvarlara vuran var. Adamın hiçbir şeyden haberi yok, çünkü şuuru tamamen kapanmış.  300 kişinin içerisindesin. Bu fevkalade güzel bir imtihandır. Çok çok makbul bir imtihandır. Anladım ki İnşaallah hayra yoruyorum hemen ben. Bu Allah’ın sevdiğinin alametidir. Allah sevdiği kuluna zor ortamlar meydana getirir. Ben hatta ceza evinden döndüğümde de eski kovuşuma getirdiler beni, akıl hastanesine. Önce adli tıpta tuttular beni. 40-45 gün kadar. Ayağımdan zincirleyerek tuttular. Mesela ayağımdan zincirlemeleri ayrı bir hoşuma gitti, bu ayrı güzel bir olay. Ayağımda zincirle namaz kılıyorum. Yani yatağa bağlı olarak. Çok şahane bir şey bu. Ayağımda zincir olmaya bilirdi, daha konforlu ve rahat bir ortam olurdu. Yani bunun imtihan gücü daha az olurdu, sevap gücü daha az olur. O zincir çok fark ettirir. Yani sevabı çok fark ettirir. Sürenin uzaması çok şey değiştirir. Ceza evine döndüm baktım benim kovuşu dağıtmışlar. Yerlere samanlar saçılmış yataklar, o berbat yataklar. Böyle yaşlı amcalar var böyle pijamayla falan geziyorlar. Böyle soluk ışıklar falan, artık ben güldüm bu görüntüyü görünce. Özel yaratıldığını görünce yani, imtihan için yaratılmış çok özel bir görüntü olduğu çok açık. Yani Allah’ı tenzih ederim, anlamanız için söylüyorum, film sahnesi gibi yani. Kasten yapıldığı Allah’ın özel yaptığı belli. Ben gülmüştüm yani bu görüntü benim hoşuma gitmişti.  Bu tarz imtihanlar olmazsa hayat dümdüz olur, boş ayna gibi, boş duvar gibi olur yani. Bunlarla Allah hayatı renklendirir. Bunlarla biz Allah’a sevgimizi gösteririz. Çünkü sen seviyorsan, Allah’ı aşkla seviyorsan, aşığın sevgisini göstermesi lazım. Bu nasıl olur, sevdiği için bütün çileye ve zorluğa katlanmasıyla olur. Sadece seviyorum demekle olmaz. Bu insanlarda da böyledir. Yani sen seviyorum diyeceksin ama bir zorlukla karşılaştığında birden sevdiğine ters dönüyorsa insan, aksileşiyorsa, onu terk edip bırakıyorsa bu sevgi değildir. Ama sevdiği için her türlü çile ve zorluğa katlanıyorsa Allah rızası için sabredilirse o aşkın en güzel ifadelerinden biri olur.

Efendim bizler, ‘Adnan Oktar verilen cezaları bir mükâfat gibi görüyor. Cezalar onu daha da güçlendiriyor’ dersek Masonlar ne diyecek. Size karşı nasıl bir tavır takınır ve sizi nasıl durdurabilirler?

Peygamberleri engellemek için çok şey yapılmıştır, ama onları hiçbir şey engelleyememiştir onları. İmtihan çok çeşitlidir. Mesela sahabelerin birçoğunu öldürmüşleridir. Ama onlar sonucunda cennete gitmişlerdir.  Bir kısmına işkence yapmışlardır, onlarda cennete gitmişlerdir İnşaallah. Bir kısmını hapsetmişlerdir, mesela birçok sahabenin mezarı buradadır, hapsedildikleri için burada kalmışlardır. Bizans’a gelmişlerdir, hapsedilmemişlerdir. Bütün ömrünü hapiste geçiren sahabeler var.  Ama sonunda İnşaallah, Allah’ın izniyle cennete gitmişlerdir. Çünkü sonsuz hayat mı önemli yoksa sonsuz hayatın karşısında saniye bile sayılmayacak hayat mı önemli. Tabi ki sonsuz hayat önemlidir. Allah’ın rızasına uygun olarak o sonsuz hayatı yaşamak önemlidir. Yani saniye bile sayılmayacak bir hayatta rahat yaşamaktansa saniye bile sayılmayacak hayatta çile ve zorluk içerisinde yaşayıp Allah’ın rızasını kazanmak hepsinden evladır. Amacımız Allah’ın rızası olacak. Onu kazandın mı, Allah aşkını elde ettin mi, Allah’ın sevgisini elde ettin mi tamamdır. Başka bir şeye gerek yok. 

Efendim son dönemlerde Ergenekon davası var. Ve bu dava ile birlikte iki ceza gündem de Birisi sizin cezanız ve sonucunda 3 yıl hapis cezasına mahkûm edildiniz. 2. Si ise Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın davası. Erbakan Hoca’da malumunuz üzerine ev hapsine mahkum edildi. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

 Ne güzel işte ne büyük şeref ikimiz içinde çok büyük bir nimet.  İnşaallah yani bu bir sevgi ve güzellik nedenidir. Demek ki Erbakan Hocamız’da manevi, derinliği olan, manevi güzelliği olan, İnşaallah ona da Allah cenneti nasip eder, mübarek bir insan olduğunu anlıyoruz. Eğer kollandığını falan hissetseydik, yani birileri onu korusaydı birçok insan şüphe ederdi. Böyle olduğunda böyle olaylar olduğunda onlara muhabbet artar. Hz. Yusuf’a olduğu gibi. Olay örtbas edilseydi ve hapse girmeseydi Hz. Yusuf işine devam edilebilirdi. Ama öyle olmamıştır. Haksız yere hapse girmiştir ve bu yüzden coşkun sevgimizin nedenlerinden biri O’nun Allah’ın kaderine gösterdiği tevekkül ve sabırdır. Ne kadar güzel Allah’a şükrediyor, kadınların oyununa gelmediği için ve ona karşın hapis karşılığı olmasına rağmen Allah’a şükrediyor. Teşekkür ediyor ve bir nimet olduğunu düşünüyor. Kadının gayr-i meşru ilişkisini reddediyor. Buna karşılık cezaevini istiyor.  Bu âşık alametidir. Yani yoksa ne Ergenekon’un bir gücü vardır, ne Masonluğun gücü vardır. Ne şunun ne bunun gücü vardır. Bunların hepsini yaratan Allah’tır. Hiçbir Mason parmağını bile oynatamaz Allah emretmeden. Kaderinde olanı yapar. Ergenekon örgütünü yaratan da Allah’tır. Onların Müslümanlara yönelik eylemlerini meydana getiren de Allah’tır. O mücadeleler tarih boyunca hepsi Allah tarafından yaratılmıştır. Bunun sonucunda Peygamberler yaratmıştır Allah, Cenneti Mü’minlerle doldurmuştur. Cehennemi de Kâfirlerle doldurmuştur bunun sonucunda. Cehennem daha yok mu der. Şeytandan Allah’a sığınırım. Cehennem de sürekli insan istiyor, Cennet’te insan ister. Cennete gitmenin yolu böyledir. Çile ve zorluklardır ve sabırdır. Cehenneme gitmenin yolu da Allah’ı inkâr hâşâ ve Allah’a karşı mücadeledir. Yani bu iki güç mücadele edecektir. Hz. Âdem’den beri bu mücadele devam ediyor ve Kıyamete kadar da sürecektir.

Allah yardımcınız olsun. Şimdiye kadar birçok davalarla mücadele ettiniz, birçok iftiralara maruz kaldınız. Bunlardan en önemlileri de birilerinin çıkıp; ‘Bizim çocuklarımızı kandırarak bizden ayırdı’ söylentileriydi. Bu konudan kısaca bahsedebilir misiniz?

Bunu iddia eden aileler daha önce, bizleri seven, saygı duyan, bunları mahkemelerde yazılı ve sözlü ifade eden insanlardı. Fakat Masonluğun güdümünde ki odaklar, bu insanlarla bir şekilde irtibata geçtirler. Onları çeşitli vaatlerle ikna ettiler benim anladığım kadarıyla. Bir şekilde ikna edip, tamamen tersine çevirdiler. Hakikaten basının, karşı tarafın, çok iyi kullanabileceği malzeme haline getirdiler. Halen de kullanmaya devam ediyorlar. İşte mahkemenin hemen öncesinde bir anneyi veya bir babayı ağlatıyorlar. Çocuk çıkıyor ben 45 yaşında insanım. Üniversite mezunu aklı başında bir insanım. Ben fikirlerimi istediğim gibi savunma hürriyetine sahibim. Benim ailemle de alıp veremediğim yok diyor. Ama benim inançlarıma, fikrime karşı mücadele etmezlerse, benim onlarla bir alıp veremediğim yok’ diyor adam yahut bayan kardeşimiz, kimse. Ama ben gittiğimde bana saldırıp, inançlarımı engelliyorlarsa, fikirlerime karşı mücadele ediyorlarsa ben o insanlarla beraber olamam diyor.

Yani nasıl ki bir Ateist, Mason, dindar bir insanın yanında rahat edemiyorsa ve onun yanından uzaklaşmak istiyorsa aynı şekilde bir Müslüman’ın yanında dindar bir Müslüman’ın yanında bazı insanlar rahat edemiyor olabilir. Yahut kendisi Müslüman’da olsa inançları tartışıyor olabilir. Mesela bir hakiki Müslüman’la Sabatay’cı bir Müslüman’ın anlaşması mümkün değil, yani çok zordur. Çünkü Sabataycılık apayrı bir felsefe, apayrı bir düşünce tabiî ki çatışır.

Aileleri de benim kanaatim bir şekilde kandırıp ikna ettiler. O belki çok ileride ortaya çıkacak bir gerçek. Yani neyle kandırdıklarını, nasıl ikna ettiklerini şuan bilmiyoruz.

Peki, efendim medyada yer alan, sizin talebeleriniz adıyla yer alan insanların çoğunun ailesi, Marksist, Ateist bir yapıya sahip. Bunların hepsi nasıl size denk gelip, hepsi sizin talebeleriniz oluyor?

Mason ve Marksist ailelerin çocukları dine karşı daha ihtiyaçlı oluyorlar. Yani öyle bir ortam da din daha cazip geliyor insana, dine susamış oluyorlar, belki onun etkisi olmuş olabilir. Ama beni seven aileler yüzlerce. Bana karşı olan aileler parmakla sayılır. Yani çok çok az.  Yani yüzlerce ailenin benim lehimde ifadelerini internet sitelerinde görüyorsunuz. Çıkıp televizyonlarda da anlatıyorlar. Yani arkadaşlarımın hepsinin ailesi beni çok sever. Sürekli görüşürüz de. Üç beş kişi aleyhimize olduğuna göre demek ki burada bir anormallik var, demek ki bir ikna edilme var, demek ki bir yönlendirme var. Üstelik daha önce bu aileler bizden yanayken, ani bir dönüş yaptılar. Bu çok manidar. Yani Yargıtay’dan kararın çıkmasından biraz önce bu aileler ayaklandırıldı. Yargıtay kararının çıkmasından bir gün önce bir baba çıkarıldı canhıraş televizyonlarda ağlatıldı, değişik konuşmalar yaptırıldı. Bir kaç gün sonra da Yargıtay açıklaması yaptırıldı. Tabi bunların hepsi bir araya gelince, insan tabi bunun normal bir şey olmadığını düşünüyor. Yani bu kadar tevafuk, yani pek makul değil. Belli ki bir şey var. Olağan üstü bir durum var demektir.

Peki, efendim o ağlayan babayla daha sonra karşılaştınız mı?

Hayır, o kız arkadaş daha sonra evlendi, yani normal kendi evinde barkında bir hayat yaşamaya başladı. Hatta onun annesinin kanser olduğunu, benim arkadaşlarım araştırıp tespit ettiler. İlgilenmiyordu kimse. Eşi de başkası da ilgilenmiyordu. Biz ilgilendik, Amerika’ya gönderdik neticelerini. Olayla yakından ilgilenip, kadına çok ilgi ve şefkat gösterdik. Bunların hepsini o bayan biliyor. Fakat sonradan, ne olduysa oldu, olağan üstü etkilediler ve bu insanları tam tersine çevirdiler.

Efendim birçok kitap bastınız. Bu kitapları piyasa da diğer kitaplardan farkı kitabın iddialı oluşu. Yani hem içeriği bakımından, hem de baskı kalitesi açısından son derece kaliteli kitaplar bastırılıyor. Bu kitaplar ücretsiz dağıtılıyor. Ve medya bunun kaynağını diline doladı. Bu kitapların ve faaliyetlerin finansmanı sizi sevenler tarafından mı karşılanıyor?

Allah kendi yolunda olana yardım eder. Mesela Süleyman’a Hz. Süleyman’a Allah, Hz. Süleyman iş adamı değildi. Ticarette yapmıyordu. Allah ona bol bol sonsuz hazinesinden tecelli etti. Diğeri Hz. İbrahim içinde Allah onu zengin kıldığını söylüyor, Hz. Peygamber’imizi de Allah zengin kılmıştır ayet var.  Mesela Hz. Yusuf’u da Allah çok zengin kıldı. Bu Allah’ın dilemesidir. Eğer insanlar sebebe sarılırsa, samimi olarak Allah’a yaklaşırsa, Allah için mücadele ederse, Allah onların yollarını açar. Benim şahsi malım yok, üzerime kayıtlı hiçbir malım yok. Ama yaptığım hizmet dünya çapında, görüyorsunuz.  Bu imkânı sağlayan Allah’tır. İnsanlar Allah’a inanmadıkları için, Allah’ın böyle yollar açacağına, böyle imkânlar vereceğine, Allah’ın böyle maddi ve manevi yönden de destek olabileceğine pek ihtimal vermiyorlar. Ve sadece sonuca şaşırıyorlar, bu nasıl olur diyorlar. Hayret ediyorlar. Hayret edilecek bir şey yok. Tabi hayret ederiz. Allah’ın sanatına, mucizesine hayret ederiz. Ama Allah’ın dışında bir hayretimiz olmaz. Sadece Allah’ın sanatının mükemmelliğine hayret ederiz. Yani mesela arkadaşlarıma Allah bereket veriyor, imkân veriyor, yayınevine Allah bereket veriyor, imkân veriyor ve çok güzel hizmetler veriyorlar. Maddi yönden acaba bir şey var mı? Diye merek etmişlerdi o zamanlar, e devletin bütün kurumları geldi araştırma yaptı. Evlerimiz didik didik arandı. Cüzdanlarımızın astarlarına kadar baktılar, yani her yeri aradılar. Sonra devletin verdiği rapor, ‘tertemiz dediler’ tapu gibi devletin raporları var. Evlerimizin döşemelerinin altına kadar baktılar. Her yeri araştırdılar, daha bunun üstüne ne denir yani?

Efendim yine okuyucularımızın merak ettiği soru da Harun Yahya’nın ilmi çalışmaları ne durumdadır, Yeni bir çalışma mevcut mudur? Yani batıyı bu sefer hangi silahla vuracak?

(Gülümseyerek) Benim özelliğim yekten sürpriz yapmamdır.Yani bir sessizlik dönemim olur benim. Herkes bilir ki çok büyük bicşey olacak. Ve genellikle olur da Maşallah, Allaha hamdolsun. Tabi şuan çok etkileyici gene gündemi sarsacak eserler hazırlıyorum. Yine kitap çalışmalarım var. Bir kısmı sürprizdir onları söylemem. Ama bir kısmını söylememde bir mahsur yok…

Nelerdir efendim?

İmani kitaplar var yine hazırladığım. Darwinizmle ilgili kitaplara destek olacak şekilde bir zamanlar materyalizm var.. Onu hazırlıyorum şuan o da çok etkili güzel bir eser. Ama gene masonlukla ilgili var. Ergenekon Marksist yapılanması ile ilgili var. Onlarla ilgili var evet.

Ne kadar zaman alır efendim? Özellikle Ergenekon yapılanması ile ilgili…

Birkaç ayı bulur diye tahmin ediyorum. Çünkü bu yaşadıklarımızdan dolayı ona vakit ayıramadık. Ama bir hayli gündemi sarsar diye düşünüyorum inşallah.

Özellikle Ergenekon Marksist yapılanması ile ilgili kitap gündeme oturacak gibi görünüyor. Allah yardımcınız olsun… Efendim yine bir soru da bir dönem Harun Yahya ismiyle ki Halen kitaplarda o şekilde çıkıyor. Sonra Adnan Oktar ismini kullanmaya kendi ismini kullanmaya başladı ve ondan sonra davalar gelmeye başladı zaten. Neden efendim isminizi açığa çıkardınız?…

(Yine gülümseyerek) Yiğit olan diyor döne döne dövüşür diyor… Tabiî ki öyle. Er meydanına girdiysek yara alacağız yani bu çok normal. Savaşa giren yara almayı da kabul edecek, şehid olmayı da kabul edecek. Hapsi de kabul edecek. Ama biz etrafımıza sevgi sunacağız, şefkat ve dostluk sunacağız. Yöntemlerimiz Yunus Emre gibi; Dövene elsiz, sövene de dilsiz. Hatta hz. İsa gibi sağ yanağımıza vururlarsa sol yanağımızı çevireceğiz… Yani yöntem bu. Ama karşımızdaki güç hodri meydan; istediğini yapabilir. Komplo da kurabilir, oyunlar kurabilir. Diğer peygamberler de söylüyor Kur’an da biliyorsunuz. Ellerinden geleni ardınıza koymayın diyor. Biz de diyoruz Ellerinden geleni artlarına koymasınlar… Ama biz onlara her zaman kardeşçe dostça ve akıllıca yaklaşacağız. İntikam duygusu ile değil. Şefkatle bilimsel, ilmi ve akıllıca ve mantıklı olarak doğruları anlatmaya devam edeceğiz. Ayette diyor Allah, (Şeytandan Allaha sığınırım) Sana kötülük yapana sen iyilikle karşılık verdiğinde sana dost olduğunu görürsün diyor bir süre sonra… Yani Israrla iyilikte devam edeceğiz. Benim ruhumda hiçbir zaman için intikam düşüncesi olmaz. Kin olmaz nefret olmaz. Her zaman akılcı ve bağışlayıcı, acıyarak yaklaşırım. Ve akılcılık delillere dayandırmak ve her şeyin üzerinde Kur’an’ a dayandırarak hazırlıyorum eserlerimi.

Efendim isim değişikliğiniz…

Harun Yahya çok anlaşılamıyordu, kim bu Harun Yahya diyorlardı; Ben de ‘benim’ dedim.

Türkiye’yi şuanda nasıl görüyorsunuz? Gidişat olarak…

Şahane baya güzel maşaallah gidişat. Eğer bu hızla giderse benim kanaatim 2014ler 2017ler muhteşem olacak gibi görünüyor. Türk İslam aleminin inşallah lideri olacağız. Türkiye süper devlet olacak, Ortadoğu balkanların en büyük devleti olacağız inşallah. İslam aleminin lider devleti olacağız inşallah. Süper devlet olma yönündeyiz inşallah. Ve bütün bu zulüm kargaşa anarşi terör ortadan kalkacak. Ve dünyaya çok ideal bir medeniyet sunacağız. Avrupa medeniyeti de şaşır kalacak, Çin medeniyeti de Rus medeniyeti de şaşıp kalacak. Amerika da Çin de Rusya da bu ittifakın içerisine girmeye çalışacak inşaallah.

Ama şu anda bir ateş çemberinin ortasındayız. Komşularımızın hepsinde bombalar patlıyor. Bunlar olurken Türkiye’nin dediğiniz hedeflere varması nasıl olacak efendim?

İşte doğum sancısı. Zaten böyle bir şey yoksa bir hareketlenme de yoktur. Bu kadar şiddetli bir hareket varsa zaten olağanüstülük var demektir. O onun alametidir zaten. Bir yerde hareket varsa orada bereket vardır inşaallah. Yani Filistin’in daha önceki konumunu bir düşünün Hep sosyalisti hep solcu hep meteryalisttiler. Ama şuan tekbir nidaları yükseliyor. Müthiş bir Allah sevgisi ve coşkusu oluştu. Irak böyle miydi? Sosyalistti, marksistti, stalinistti, her yer Marksist kaynıyordu aşağı yukarı bak şuan her yer dindar kaynıyor. Rahmet olan yönü bizim için önemli inşaallah.

Efendim Türkiye gençliğine mesajınız nedir? Gençliğimizde şuanda  bir manevi çöküntüden bahsediliyor. Sizin Adnan Oktar olarak veya Harun Yahya olarak onlara tavsiyeniz nedir?

Manevi çöküntü değil, Manevi müthiş bir yükseliş var. % 90 lara çıktı Darvinizme inanmayanların sayısı… 1970 lerde tam tersiydi inanmayan yok gibiydi. Hatta dindarlar da inanıyordu. Büyük bir bölümü inanıyordu Darvinizme. Şu an parmakla sayılıyor Darvinizme inananlar. Çok muazzam bir değişme oldu. Bakınız muhafazakar mukaddesatçı sağ partilerde oy oranı da arttı… Hatta CHP bile bakın DİN BİZİM, diyorlar! Yani ilk defa duyuyorum ben CHP tarihinde böyle bir sözü. Aşk ve muhabbet var o sözde. Deniz Baykal torunlarını alıp camiye gidiyor. Yani bunlar çok hayati değişikliklerdir. Çok büyük şeyler oldu Türkiyede. Artık sol da dindar oldu Türkiye’de… Yani eskiden sağ dindardı şimdi sol da dindar oldu! Yani kardeşlik, sevgi tam bir hakim olma görünümünde şuan Türkiye’de.
Gençlere mesajım, Birbirlerini çok sevsinler, kardeşliği pekiştirsinler, kendilerine düşman olanlara yine sevgiyle karşılık versinler. Özellikle cemaatçilik mezhepçilik falan bu tip şeylerden meydana gelen suni ayrımlardan kaçınsınlar… Güzelliği takviye eden şeyler olur bunlar inşaallah.

Efendim eklemek istediğiniz son bir şey var mı?

Tüm kardeşlerime herkese selamlarımı saygılarımı iletiyorum. İnşallah güzel yarınlara gidiyoruz. Hocamız dediydi dersiniz. Onun için şimdiden söylüyorum. 2014 lerde de beraber olacağız, 2017 lerde de beraber olacağız. Hocam diyeceksiniz demiştiniz. Maşallah, Hayret, Süphanallah dediğiniz çıktı diyeceksiniz.

Biz 2014 e randevu alıyoruz o zaman hocam inşallah.
(Gülümseyerek) Evet evelallah.

Efendim çok teşekkür ediyoruz. Allah razıolsun.
Ben de sizlerden memnun oldum. Ben teşekkür ederim.

 


Yorumlar ( 1 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı


24/4/2008
Bulundugu yer: Peygamberler-Alimler

Adnan Oktar Röportajı

Masonların belini biz kırdık'

Geçmişte hapis yattı, hakkında çeşitli suçlamalarla davalar açıldı. Eserleri çeşitli dillere çevrildi… Daha çok “gizemli” bir hayat yaşamakla tanınan Adnan Oktar’ın yüz yüze görüştüğü gazeteci sayısı ise oldukça sınırlı. Bu röportajlardan birini de bizimle gerçekleştirdi. Adnan Oktar’la yüz yüze yaptığımız söyleşide “insan Adnan hoca”yı konuştuk. Tabii kamuoyunun merak ettiği soruları da ihmal etmedik.

MASONLUĞA GİRİŞLER DURDU

Masonluğu hakikaten Türkiye’de deşifre edip, felç eden bir çalışma yaptık ki, bugün gerçekten gücü kırılmıştır. Çok zavallı, çok garipleşmişlerdir. Mesela masonluğa girişler durdu. Her zaman tırmanırken, sayısında sabitlenme hatta düşme meydana geldi.

BİZ SOLUCANI GÜNEŞE KOYDUK

Bir oluşum gizliyken daha güçlüdür. Ama deşifre olup ortaya konunca gücünü kaybeder. Solucan nasıl toprak altından çıkınca telef oluyorsa, bu da öyledir. Solucan açığa çıkınca kıvrana kıvrana ölür. Masonluk da öyledir. Biz aldık solucanı güneşe koyduk. Olay bu.

İsterseniz sohbetimize son açıklanan Yargıtay 8.Dairesi’nin kararı ile başlayalım... Hakkınızda 1999’dan beri süren davanın zamanaşımından düşmesini engelleyen bir karar bu. Bu karar sizce ne anlama geliyor?

Zamanaşımı iddiasını ortadan kaldırdığı için olumlu bir karar. Dosya şu an boş. Ebru Şimşek’e şantaj iddiasından beraat ettik. En önemli konu oydu. Fatih Altaylı davasından da beraat etik. Şu an ne davacı kaldı ne şikayetçi. Beraat bekliyoruz zaten. Sorun gözükmüyor. Ama olayın şekli tabii bizi şaşırttı. İki gün öncesinden kararın Hürriyet gazetesine sızdırılması ve manşetten verilmesi çok karanlık. Kim verdi? Neyi amaçladılar, ne zaman, kimle kim arasında bu olay planlandı, kim ne menfaat elde etti? Bunların araştırılması lazım.

Sizce kim, niye yaptı?

Kanaatim; Komünist derin devlet çetesi çok uzun süredir devlet içine sızma faaliyetini devam ettiriyor. Eylemlerini de devam ettiriyor. Arkadaşımız Serkan Ciminli’nin öldürülmesi, kokain komplosu, diğer olaylar, bir araya geldiğinde bir ‘komünist derin devlet’ komplosunun yapıldığını gösteriyor. Darwinizm’le ilgili faaliyetlerimizin etkisini durdurma amacı taşıyor. Yargıya baskı olmuş olabilir, öyle bir şüphe oluştu bende. Ben yargı üyelerine kızmıyorum, onlara baskı yapanlara kızıyorum.

Kokain davası dediniz… Nedir bu olay, biraz bahseder misiniz?

1991 yılında yaptığım masonluk tarihi ve dünya masonluğunun örgütlenmesiyle ilgili son derece önemli bir kitap çalışmasından rahatsız olan birtakım çevrelerin etkisiyle, yeni bir komplo düzenlendi. Annemle birlikte yaşadığımız Ortaköy’deki eve gelen polisler, iki bin kitaptan oluşan kütüphanede, ellerini attıkları ilk kitabın içinde bir paket kokain buldular. Daha sonradan bu paketin oraya bazı polisler tarafından suni olarak yerleştirildiği mahkeme tarafından ispat edildi. Bu olayın ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alındım. Gözaltında bulunduğum 62 saat sonunda kokain testi için gittiğim Adli Tıp Kurumu’nda, kanımda kokainin bir yan ürününün çok yüksek miktarlarda bulunduğu açıklandı.

Ancak daha sonra, bunun sadece bir komplo olduğu, aralarında Scotland Yard’ın da bulunduğu 30’a yakın uluslararası adli tıp kurumu tarafından verilen raporlarla ve Türk Adli Tıp Kurumu’nun onayıyla, kanımda çıkartılan kokain dozunun 62 saat önceden alınmış olsa, ölümüme neden olacak kadar yüksek bir doz olduğu, dolayısıyla kokainin emniyette bulunduğum sırada yiyecek ve içeceğime karıştırılmak suretiyle bana verildiği ispat edildi. Ve mahkeme bu gerekçelerle beraat kararı verdi ve aklandım.

İFADEYİ İMZALAMAM İÇİN BASKI YAPILDI

1999’daki ifadeniz çok tartışıldı.. Aslı nedir o ifadenin, gerçekten böyle bir ifadeniz oldu mu?


Halk emniyetteki o dönemi bilmiyor. Nasıl ortam vardı? Hangi şartlar altında o ifade imzalattırıldı. Kimse bunu bilmiyor. Ben diyorum ki; Türkiye’de her kim olursa ama kim olursa olsun o şartlarda “imza at” dendiğinde imzalardı. İmza atmayan adamın elini kırarlar. İllaki imzalatırlardı.. Öyle bir hava vardı.

Yani ifade hazırdı, siz imzaladınız öyle mi?

Tabii ki. Oradaki ifadeyi aklı başında hangi insan kendine ithaf eder. Bunları yaptım, şunları yaptım diye. Çok galiz, ağır çok ağır ifadeler. Savcı ve hakim karşısında bu ifadenin zorla imzalattırıldığını söyledim.

Ne dedi peki hakim ve savcı?

Hakim anladı. “Hakkındaki iddialara ne diyorsun” dedi, “ne iddiası” dedim, “haklısın” dedi. Bu önemliydi tabii..

Fahri başkanlığını yaptığınız Bilim Araştırma Vakfı (BAV) neden ilmi çalışmalardan çok alakasız konularla gündeme geliyor?

Daha iyi böyle olması… Toplumun bazı kesiminin ne düşündüğünden çok, samimi, mukaddesatçı, milliyetçi çevreleri esas alıyorum. Samimi Müslüman olduğumu herkes bilir. Ama ateistler, komünistler, bundan rahatsız olmuş. Önemli değil.

250’yi aşkın kitabınız var. Bu bir ömre zor sığar. Nasıl yazdınız bunca esri?

Eserlerimin hazırlanmasında, araştırma aşamasında yardımcı olan bir ekip var. Teknik bilgiler bu şekilde hazır olduğunda yorumlamayı ben yapıyorum.

KİMSEYİ ZORLA TUTMUYORUZ

Son dönemlerde gündeme geldiğiniz bir diğer olay da Ceylan Özgül’ün babası tarafından kaçırılması olayıydı… Bu olayla birlikte öncülüğünü yaptığınız topluluğun, gençleri ailelerinden kopardığı öne sürüldü. Nedir yorumunuz?

Bir insanı ailesinden koparmak tabii ki anormal bir harekettir. Bir insanı sevdiklerinden, dostlarından, arkadaşlarından, sosyal çevresinden koparmak da anormal bir harekettir. Koparmanın bir çok çeşidi vardır. İnancından, dostlarından okulundan koparabilirsin.

Ancak 18 yaşını doldurmuş her fert özgürdür. İstediği okulu, yaşam tarzını seçer. İster ailesiyle, ister arkadaşlarıyla kalır. Üniversite mezunu, aklı başında sıhhatli birine dayatma getirilemez. Tutmak olmaz. Benim Ceylan hanımla bağlantım yok. Ama arkadaş çevresi olduğu doğru. Onları sevdiği de doğru. Ailesini sevdiği de doğru. Zaten annesinin yanına gitmiş. Annesiyle hasret gidermeye giden birinin, oradan elleri ayakları bağlanıp ağzına bant bağlanıp kaçırılıyorsa, bu normal değil.

Prof. Cevat Babuna’nın oğlu Oktar Babuna’nın da ailesiyle ilgili açıklamaları oldu. Oktar Babuna’nın ailesine yönelik açıklamalarını nasıl değerlendirdiniz. Onları izlerken neler hissettiniz?

Oktar’ı ayıpladım tabii. Anayla babayla tabii öyle bir üslupla konuşulmaz. Uyardım kendisini. Çocuklarla haber de gönderdim. Hoş şeyler değil tabii. Ama zannediyorum karşılıklı sorun var. Cevat Hoca da biraz yanlış yaptı.

Oysa Prof. Cevat Babuna’yla geçmişte aranız iyiydi?

Evet evet.. Hoca bize gelip giderdi, ben ona Darwinizm’le iligili belgeler veriyordum, konferans konusunda teşvik ediyordum. Fakat ne olduysa, Edip Yüksel’le konuştuktan sonra oldu, nevri döndü. Edip Yüksel onu zehirledi adeta. Garip çizgiye geldi.

Yine cemaatinizle ilgili en çok tartışılan olaylardan biri de “bacılar, imamlar” gibi bir yapılanmanın olduğu yönünde. Aslı var mı bunun?

Emniyet’te bizim önümüze öyle bir liste getirildi. “Bacılar, imamlar…” ipsiz sapsız, hatta daha da ilginç yapılanma şekilleri.. Ben önce, “böyle bir şey yok” dedim. Öyle deyince hava bir anda acayip gerildi. Yani müthiş bir gerginlik oluştu. Böyle deyince “var” dediler. Ben de “illaki var diyorsanız vardır” dedim. “İmzalamamız gerekiyorsa imzalayalım” dedik. Olay bundan ibaret.
Var mı yok mu peki?

Tabii ki yok yani. Emniyette yapılan yakıştırmaların hiçbirisi doğru değildir. İsimlendirmeye niye ihtiyaç olsun. Kardeşiz, dostuz, arkadaşız o kadar.

Türkiye’de Masonluğu adeta felç ettik

Eğitiminiz, güzel sanatlar, felsefe olmasına rağmen Darwin ve Masonlukla uğraşıyorsunuz… Neden?

Biyoloji eğitimi almadan Darwinizm’e, sosyoloji eğitimi almadan Masonluğa niye yaklaşıyorsun, siyonizmle ilgili sosyolojik araştırman yok diyorlar. Oysa böyle bir şey yok. Dünyada bir kötülük varsa bunu aklı başında herkes anlar. Darwinizm’in sahte olduğunu fosillere bakan ilkokul öğrencisi bile anlar. Yaşayan canlılara ait fosillerin tamamı aynı günümüzdeki canlılar gibi, olduğu gibi duruyor. Karmaşık bir şey yok. Proteinlerin yapısına bakıyoruz, tesadüfen olması imkansız.

Ama siz, bu kadar kolay olmasına rağmen ısrarla bunları anlatıyorsunuz.?


Evet.. Anlaşılıncaya kadar uğraşacağız.

Masonluğa gelince; “Dünyayı idare ediyor, her türlü fitnenin kaynağı” diyorsunuz. Bu karmaşık değil. Masonlar zaten, “Evet biz bunu yapıyoruz” diyorlar göğsünü gere gere.

Peki, yaptığınız çalışmalarla, Masonlarla ilgili eserlerinizin, “masonları güçlü” gösterdiği eleştirisine katılıyor musunuz?


Yooo. Aksine. Rehaveti ortadan kaldırır. Kur’an’da da, sürekli tehlikelerden bahsedilir, müşriklerden, münafıklardan, kafirlerin tuzaklarından bahsedilir. Müslümanları motive edecek ayetler de vardır. Hatta Allah ayette, “mustaz’aflar, çocuklar, zayıf bırakılmış kadınlar uğruna niçin savaşmıyorsunuz” der. Demek ki Müslümanı motive ediyor. Şunu bilelim; zıddı olmayan hareket pasifleşir. Mesela benimle ve arkadaşlarımla sürekli mücadele edenler olmuştur. Masonlardan olsun Marksistlerden olsun, ateistlerden olsun. Bize baskı yapan gruplar ne zaman ki baskılarını güçlendirmişlerdir, benim ve çevremin, fiili olarak bilimsel çalışmalarımızın en yoğun dönemi o dönemler olmuştur. Karşısında mücadele eden olmayınca Müslümanın gücü zayıflar, motivasyonu kırılır.

1999 yılında, Masonların “90. yıl” sergileri vardı Aya İrini’de. Orada sizin, Masonlukla ilgili (Yeni Masonik Düzen, Yahudilik ve Masonluk) eserleriniz de sergileniyordu. Masonları yerden yere vuran kitaplarınızın bu sergide yer alması nasıl izah edilir?

Yani, “korkmuyoruz, moderniz, demokratız, etkilenmedik” mesajı vermek istemişlerdir. (Gülüyor) Bir de mezarlıkta ıslık çalarak gezer insanlar. Çekinmiyoruz, mason aleyhtarı faaliyetten demek istemiş olabilirler. Ama bunun kurtarıcı tarafı olmaz. Masonluğu hakikaten Türkiye’de deşifre edip, felç eden bir çalışma yaptık ki, bugün gerçekten gücü kırılmıştır. Çok zavallı, çok garipleşmişlerdir. Gücü geniş çapta kırılmıştır. Mesela masonluğa girişler durdu. Her zaman tırmanırken, sayısında sabitlenme hatta düşme meydana geldi. Masonlara yapılan para yardımları da durdu. Bölünenler oldu.

Neden peki?

Deşifre olmaktan… Bir oluşum gizliyken daha güçlüdür. Ama deşifre olup ortaya konunca gücünü kaybeder. Solucan nasıl toprak altından çıkınca telef oluyorsa, bu da öyledir. Solucan açığa çıkınca kıvrana kıvrana ölür. Masonluk da öyledir. Biz aldık solucanı güneşe koyduk. Olay bu.

Masonlar yine etkili mi Türkiye’de?

Tabi dış kaynaklı olarak etkili, iç masonluk olarak değil.

Eserlerinizde masonluk ve masonlarla ilgili çok ciddi ve önemli bilgi ve belgeler yer alıyor. Mesela bir zamanlar Kanal7’de yayınlanan yemin töreni görüntüleri çok yankı uyandırmıştı. Bu görüntüleri de sizin servis ettiğiniz söylendi. Bu belge ve bilgileri nasıl elde ediyorsunuz?

Tabi rivayetler muhtelif. (Kahkahayla gülüyor) Yani hayırlı kardeşimiz, hayırlı bir hizmet yapmış. Ama benim bu kişiden haberim yok. Kim yaptıysa tebrik ediyorum, kutluyorum.

Mason mensubunuz var mı?

Benim tanıştığım, sonradan İslamiyet’i seven mason insanlar oldu. Dolayısıyla masonlardan tanıdığım var. Her türlü çevreden de tanıdığım insanlar var.

NAMAZI 5 VAKİT KILARIM

Adnan Oktar’ın bir günü nasıl geçiyor?

Ben az uyurum, 3-4 saat kadar. Geceleri kitap okurum, araştırmalarımı gece yaparım. Sabah namazından sonra bazen yatarım 3-4 saat kadar. Günlük gazetelerden en az 10 gazeteye bakarım. Sonra da günlük yapılması gerekenleri yaparım. Kitaplar, CD’ler, internetle ilgili çalışmalar… Onların üzerinde duruyorum.

Namazı 5 vakit mi kılıyorsunuz?

Tabii tabii… Ona bayağı kafayı taktılar. Karşımıza geçmişler Edip Yüksel’i sağlarına, bir tane tombul sevimli hoca var onu da sollarına almışlar konuşuyorlar. Bu adamlar alenen namazları azaltan insanlar, bize ehli sünnet dersi vermeye kalkıyorlar. Edip yüksel Reşat halifenin peygamberliğini kabul eden bir insan, bana da gelmişti, peygamberliğini kabul ettin mi diye; “kabul etmem” demiş göndermiştim. Ben başından beri söylüyorum; namazları 5 vakit kılıyorum. Nasıl değişsin ki bu; ben desem de değişmez. Kur’an’ın açık emri. Yaşanmış bu fiilen. Hadis, icma-ı ümmet var. Çok net bir şey. Bunu kimse değiştiremez. Falanca çıkıp, 1300 sene yanlışlık olmuş bunu düzeltelim diyemez. Namaz başında da 5 vakitti, kıyamete kadar da 5 vakit olacaktır.

19 Mucizesine inanır mısınız?

Kur’anda var, tabii bunu emir olarak algılamamak lazım, Kur’an’ın harikası olarak düşünmek lazım. Şaşırtıcı, hoş şeyler.

Müslüman en iyiye layıktır

Lüks yaşamın nedeni ve kaynağı nedir?

Müslümanların iyi yaşantısını eleştirenler demek ki Hz. Süleyman’ı da eleştiriyor. Hz. Süleyman, biliyorsunuz zenginliği dillere destandı, büyük bir ihtişam içindeydi. “Yarabbi, ben bu mal sevgisini senin rızan için yığdım” diyor. Allah’a hizmet içinse çok güzel. Müslüman tabii ki her şeyin en güzelini giyecek, en güzelini yiyecek, en güzel evde duracak. Niye ateistin olsun en güzel ev. En güzel araba niye dinsizin olsun, Müslümanın olsun tabii ki.

Lüks yaşam, peygamberi metodla, özellikle de İslam Peygamberinin yaşamıyla çelişmiyor mu?

Peygamberimiz’in misafirleri karşılamada giydiği cübbe çok çok değerliydi. Açsınlar baksınlar İslam tarihine. Kur’an-ı Kerim’de, “Allah seni fakir bulup zengin etmedi mi” diye ayet var. Peygamberimiz zengindi, tarif edildiği gibi fakir değildi. O zenginliğini de Allah yolunda kullanıyordu. Hz. Hatice annemiz de zengindi. Hz. Ebubekir de zengindi. O da Allah yolunda kullandı servetini. Mühim olan Allah yolunda kullanılmasıdır. Müslüman tabii ki temiz giyinecek. Peygamberimizin İstanbul’a gönderdiği elçi Hz. Dıhye, İstanbul’a geldiğinde bütün Bizans halkı sokağa dökülmüştü görebilmek için. Hz. Dıhye olağanüstü yakışıklıydı ve dış görünüşü itibariyle peygamberimize de en fazla benzeyen sahabeydi. Güzel giyinmişti ve çok zengin bir kıyafetle gelmişti. Onun için müslümanları sürekli bakımsız giyinirler, bakımsız evlerde otururlar, dünyadan el etek çekmişlerdir şeklinde göstermeye çalışıyorlar. Oysa Müslümanlar en az masonlar kadar zengin, en az masonlar kadar atak, en az masonlar kadar düzgün giyinen kimseler olmalıdırlar.

Geçiminizi neyle sağlıyorsunuz?

Ticaretle.

İslami cemaatlerle ilişkiniz nasıl, görüşür müsünüz?

Bütün cemaatlerle, Süleymancılarla, Nurcularla görüşüyorum. Hepsiyle aram iyidir. Şeyhlerini mehdi bildiklerini, böyle hüsn-i zan ettiklerini biliyorum. Ben de iftihar ederim. Ne güzel. Bundan da rahatsız olmamak lazım.

Hâlâ bekarsınız. Neden evlenmediniz?

Bizim çocukların evlenmelerini tavsiye ediyorum, çok da evlenen var. Ama bekarlar da var. Said Nursi, Fethullah Gülen, M. Şevket Eygi hocamız evlenmedi. Ama hiç evlenmeyeceğim diye de bir kararlılığım yok. Niçin olmasın, olur yani. Ama şu anda şu ortamda yoğun olduğum için evlenemiyorum. Makbul olan evlenilmesidir.

Yakında düğün bekleyelim mi?

Yakın zamanda, uzak zamanda… Allah’ın takdirini bilemeyiz. Neyin ne olacağını bilemeyiz.



Muharrem Coşkun'un röportajı - Vakit


Yorumlar ( 2 ) :: Yorum Yaz! :: Baglantı



Görüşlerinizi Bildirin

{{Ziyaretçi Defterini Oku!}}
{{Ziyaretçi Defterine Yaz!}}

Menü
Kategorilerim

3 sayfadan 1 . sayfa
| ileri