11.HARUN YAHYA nın ekseriyetle Bediüzzaman: "Hattâ, hadis-i sahihle ,âhirzamanda İsevîlerin hakikî dindarları ehl-i Kur’ân ile ittifak edip, müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi; şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat, değil yalnız dindaşı, meslektaşı, kardeşi olanlarla samimî ittifak etmek, belki Hıristiyanların hakikî dindar ruhanîleriyle dahi, medar-ı ihtilâf noktaları muvakkaten medar-ı münakaşa ve nizâ etmeyerek, müşterek düşmanları olan mütecaviz dinsizlere karşı ittifaka muhtaçtırlar"(Lemalar)Buhari,Müslim, 1:136Fethulkebir) Daki fikrin esas alınarak yazılanlarıngülen cemaatinin Vatikan eksenli tavizli diyalogla karıştırılmasından ileri gelen düşünceler..
Şöyleki Harun Yahya eserlerinde diyalog düşüncesine yer verilirken öncelikle Hz.isa a.s ın gelişinden söz ediliyor ve hristiyanlarla diyalog içerisine girip bediüzzaman hz.lerinin de belirttiği gibi İSLAMBİRLİĞİ nin tesisinin ardından İsevi ruhanileri ile ittifak edip Onları Allahın varlığına birliğine davet edecek ve dinsizliğe-siyonizme- mesihi DECCALE karşı bu maksatla yapılacak bir diyalogtan bahsediliyor bunu ayırtedemeyen bazı kardeşlerimizde böyle yakıştırmalarda bulunuyor.
Asıl konuya gelmeden önce MEHMED TALU HOCA nın konu hakkındaki fikirlerine yer vermekte yarar var.Bunları Mehmed talu hoca güleni rüyasında görmüş ve bu vatikan eksenli diyalogcuların yaptığı haklıdır demek için değil asla!!sadece bu noktadaki kalıplaşmış bazı fikirleri yeniden gözden geçirmek adına.. Genc:: : .....: Allah'tan Başkasına İbadet Etmeyelim ve O'na Hiçbir Şeyi Ortak Koşmayalım.”(Ali İmran:64) ifadesine muvafık düşmüyor mu ?
Mehmet Talu Hoca : Ahmet Şahin Hoca’nın 14.07.2000 tarihli köşe yazısının ikici yarısındaki yanlış anlamaya müsait ifadelerini , 15.03.2005 tarihli köşe yazısında açıklık getirmesi sevindiricidir , ancak biraz geç olmuştur. Gönül isterdiki , bu konu biraz daha erken aydınlatılmış olsaydı. İzninizle Ahmet Şahin Hoca’nın bu ifadesine bir cevab mahiyetinde Milli Gazetedeki Köşeme yazı hazırladığım , ancak henüz yayına girmeden önce gördüğüm bir rüyayı arz etmek istiyorum.Gerçi rüya ile amel olmaz ama yinede arz edeyim. Genc::: Estağfrullah…buyurun…. Mehmet Talu Hoca : Perşembe akşamıydı yanılmıyorsam , akşam namazımı kıldıktan sonra Bir programa katılmak için hazırlık yaptığım bir sırada , biraz vakit olduğundan kısa bir süreliğine istirahat etmek üzere kanepeye sırt üstü uzanmıştım. Tam o esnada , Fethullah Gülen hocaefendi girdi . Kendisini en son gördüğüm ; 1980 li yılların başında Dursun Efendinin sohbetinde erzurumda görmüştüm , işte o surette gördüm. O yıllarda bana “Talu Hoca” diye hitab ederdi. Hatta Hocamızın (Fethullah Gülen Hocaefendi) köyünden o dönemlerde bir kız bile almıştık. İşte Hocamızı son gördüğüm , takkeli koyu kahverengili bir ceket , yeşile yakın bir pantalonla gördüm , içeriye odaya girdi. Ayağı ile benim sağ ayağımın iç kısmına vurdu . “Talu kalk “ dedi . Bende kalktım oturdum kanepeye . “Hocam buyurun” dedim heyecanla . Sağ eliyle göğsüme vurdu ve dediki :” Bu hazırladığın yazıyı çok beğendim ,seni tebrik ediyorum. Güzel hususlara temas etmişsin ! Çünkü ben üzülüyorum , bu çalışmalar bazı konularda çığrından çıktı ! (*) Uyandım ve baktımki , henüz 5 dakika olmuş yatalı ve kanepede oturuyorum. Bu rüyamı Hocamıza iletirseniz memnun olurum. Genc::Adam : İnşallah…Diğer sorumuza geçecek olursak ; Diyalog Hizmetlerine başlanmadan önce , İslami camianın görüş ve bilgisinin alınmadığından bahsediyorsunuz. Örneğin , size “Diyalog hizmetlerine girilmeden önce ”sorulmuş olunsaydı , siz ”sakın yapmayın , gayri Müslimlere güven olmaz “ mı derdiniz , yoksa “inşallah hayırlara vesile olunur , yalnız tedbir ve temkini elden bırakmayın “ mı derdiniz ?
Mehmet Talu Hoca : Soruda dediğiniz üzere dikkatli olmak koşulu ile derdim. Elbette diyalog içinde olmayınız dememiz mümkün değildir. Ancak burda şöyle bir endişe var , bilhassa diyaloğa karşı olanlar çevresinde benimde gördüğüm ve duyduğum kadarı ile İslamdan taviz vererek diyalog yapılmasını uygun görmüyoruz , “Kavli leyin” ile (tatlı dil ile) hikmetle tebliğ yapılması şeklinde uygun görüyorum. Endişe , diyaloğun vatikan kilisesi menşeli olduğu , misyonerler tarafından başlatıldığı ve buna isnaden onlarla bu konuda temkinli davranılması konusundur. Maide suresinde (49.Ayet-i Kerime) dediği gibi ; Allahu Teala Müslümanların Ehl-i kitab ile yapacakları diyaloglarda dikkatli davranmamızı buyuruyor. “Allahın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et” mealindedir.Dolaysıyla , ben bunun çok detayını , yani Vatikan menşelimidir değilmidir tam bilemiyorum. Genc::Adam : Vatikan’ın bugünki Dinlerarası Diyalog Sekreteryası Başkanı Thomas Michel’e göre , Diyaloğun Asrımızda başlatan ve teşvik eden Bediüzzaman Said Nursi Hazretleridir. Papa’ya 1950 ‘li yılların başında Zülfikar isimli eserini gönderen ve bir mektub yazıp , Mutlak dinsizliğe karşı birlikte hareket etmeyi öğütlemesi göz önünde bulundurulduğundan bu doğruıdur. Diğer yandan , bugünkü Diyalog faaliyetleri 1990 lı yılların başında Türkiye’de başlamış bağımsız bir hareket iken , 1964’te yine kendi çapında bir organizasyon olan Vatikan kökenli Diyalog faliyetleride , 1998 yılında birtakım ortak organizasyonlar yapma noktasında devam etmektedir. Bu zaman zaman birlikte devam ederken , zaman zamanda Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının önderliğinde olmuştur. İslam'dan taviz verilmemesi her mümin gibi Diyalog Hizmetlerini yapanlarında hassasiyetle üzerinde durdukları bir mevzudur ! "Taviz" ile "zorlaştırmayın - kolaylaştırın , soğutmayın-sevdirin" farkı iyi tahlil etmek lazım !
Genc::Adam : Mahmut Efendi Hazretleri’nin, Diyalog Hizmetleri öncesinde veya sonrasında , Fethullah Gülen Hocaefendi aleyhinde has dairede bir beyanına şahit oldunuz mu ? Bu konuda birtakım spekülatif yaklaşımlar var !
Mehmet Talu Hoca : Efendim , Mahmut Efendi Hazretlerinin (K.S.) , Fethullah Gülen Hocaefendi aleyhinde en ufak bir beyanına şahit olmadım ! Bu hem Diyalog öncesi için geçerlidir , hemde Diyalog sonrası. “Diyalog Hizmetlerini yapanlar bizkardeşlerine yaptıklarınıdaha iyi anlatmalıdırlar" Genc::Adam : Diyaloğa karşı birtakım aleyhta yazılar ,özellikle ehl-i sünnet çizgisinde tereddüt etmediğimiz Beyan gibi mecmualarda yayınlanması, bizi üzmekle beraber , acaba kendimizi tam ifade edemediğimize veya konunun detayları hakkında eksik bilgilendirilmeye mi bağlıyalım ?
Mehmet Talu Hoca : Aynen ifade buyurduğunuz gibi , Diyalog hakkında birtakım duyumların tashihi adına biraraya gelinmeli , bizler bilgilendirilmeliyiz. Bu bilgilendirmenin uluorta Medya önünde yapılmasını da doğru bulmuyorum. Çünkü neticede bizler aile içindeki sorunlarımızı yine aile içinde çözmeliyiz. Şahsen , yüz yüze has dairede görüşmelere hazırım !
Genc::Adam : 1994 yılından bu yana Diyalog Hizmetleri sonrasında “ben müslümandım, diyalog sonrasında gördümki , Müslüman , Hıristiyan veya Yahudilik hepsi hak dinmiş , o açıdan hıristiyan oldum” şeklinde ifade eden bir kişiya rastladınız mı ? Mehmet Talu Hoca : Bizzat yüzyüze rastlamadım. Ancak , basında bu iddiayı dillendirenler oldu ! Tabi şimdi , basındaki bu tür iddialar bize ölçü olmayabilir. Kendisine güvendiğimiz Yazar Burhan Bozgeyik bey , 8 nisan 2005 tarihli köşesinde böyle bir iddiada bulundu.
Genc::Adam : O yazınınaynısını Ali Eren Bey'de Vakit'teki köşesinde yayınladı ; "İzmir'de bir profesörün kızı" şeklinde anlatılan bir "rivayet" . İsim yok , delil yok , rivayet var. Şahsen sizin şahit olduğunuz bir vaka var mı? Mehmet Talu Hoca : Dediğim gibi bizzat karşılaştığımı söyliyemem.
Genc::Adam : İzninizle son sorumu sormak istiyorum ; Fethullah Gülen Hocaefendi’nin : “Herkes kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve islah etmelidir. Hatta Kelime-i Tevhidin ikinci bölümünü, yani ‘Muhammed ALLAH’ın Resulüdür’ kısmını söylemeksizin ikrar eden kimselere de merhamet nazarıyla bakılmalıdır...” cümlesinde geçen “merhamet nazarı ile bakılma” ifadesini , biz “iman etme ümidi “ şeklinde anlıyoruz. Çünkü Hocaefendi pek çok yazısında "Muhammederresulullah olmadan ehl-i necat olunmaz" diyor ! “merhamet nazarı ile bakmayı” “ehl-i necattır” şeklinde anlam verdiğinizden mi “Taviz” olarak nitelendiriyorsunuz ? Mehmet Talu Hoca : O cümle gerçekten Hocaefendiye mi ait ?
Genc::Adam : Evet Hocaefendiye ait , ancak dediğim gibi "merhamet nazarı ile bakmak" ehl-i necattır demek değil ......şahsen "iman etme ümidi" şeklinde anlıyorum.
Mehmet Talu Hoca : Aslında okurken yanlış anlaşılmalara sebebiyet verecek kelimeler kullanılmasa daha iyi olur kanaatindeyim. Herzaman söylediğim gibi , burda aslında Diyalog taraftarı (ayırmcılık olarak görülmesin) ile olmayanların biraraya gelerek , ev sohbeti (basın önünde uygun görmüyorum) , ziyaret şeklinde yapılsa faydalı olacaktır. Ben şahsen buna herzaman varım ! Her halıkarda yüzyüze görüşelim , bizim anlamadıklarımız varsa siz anlatırsınız , izah edersiniz, her iki tarafında samimi olduklarına inanıyorum.
Genc::Adam : Bizde sizin samimiyetinize isnaden bu röportajı yaptık , sizde kabul buyurdunuz ! Değerli vaktinizi bize ayırdığınızdan dolayı Allah Razı olsun ! İnşallah "röportajın" hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ederim.
Bu röportaj ; 21.04.2006 tarihinde yapılmıştır. Röportaj Banta kayıt edilmiştir http://www.milligazete.com.tr/index.php?...ersnews&id=5404 Muhterem okuyucu! Bu köşemizde: “Cevablamaktan kaçınmadık, haberimiz olmadı. 11.03.2006; İslam’da Taviz. 12.03.2006 ve 13.03.2006; Müslüman Müslümana mübâhale teklifinde bulunamaz. 18.03.2006; Müslümanlar birlik ve beraberlik içinde olmalıdır. 19.03.2006; başlık ve tarihlerinde yayınlanan bu yazılarımızı Beyan Dergisi’nde de yayınladık. Ayrıca İlgili yazar ve sitelere de gönderdik. Bugünkü yazımızda; ilgili ::Genc::Adam’dan “Mehmet Talu Hocaefendi’den Diyalog konusunda “anlamlı” mesaj” başlıklı gelen bir değerlendirmeyi ele almak istiyorum. Gelen değerlendirmeyi lütfen ::Genc::Adam sitesinden okuyunuz.
1- Öncelikle ::Genc::Adam sitesine bilmukabele teşekkür ediyor, gayrı Müslimleri hidâyete çağırmak için yapacağımız dâvet ve tebliğ faaliyetlerinde; ALLAH Teâlâ’dan bizleri muvaffak kılmasını, dünya ve ahiretimizi de mamur yapmasını dua ve niyaz ederiz.
2- ::Genc::Adam sitesinden; Millî Gazete’de yayınlanan yazılarımdan iktibas yaparak değerlendirme yapmalarını değil, bu değerlendirmeleri ile birlikte konu ile ilgili yayınlanan yazılarımın tamamına sitelerinde yer vermelerini beklerdim. Çünkü: “Köşe Yazarlarından bize gönderilecek hertürlü cevabi yazıyı virgülüne dokunmadan yayınlıyacağımıza taahhüt ederiz...” sözünü vermişlerdi. Ayrıca ::Genc::Adam sitesi okuyucularının da bir değerlendirme yapabilme imkânı olabilecekti.
3- “Gayr-i müslimleri hidâyete çağırmak için dâvet ve tebliğ faaliyetleri yapılmasına evet; İslâm’dan tâviz vererek diyalog ve hoşgörü yapılmasına kesinlikle hayır!” ifadem ile sadece bir hakikatı tesbit ediyorum; yoksa bir şahsın veya camia’nın İslam’dan taviz verdiğini değil ima etmek, düşünmek bile istemiyorum. Rabbim hepimizi su-i zan etmekten muhafaza eylesin! Amin.
4- ::Genc::Adam’ın: “Hele hele bu hizmetleri icra edenlerin İslam’ın tebliğ edilmesine en azından temsil noktasından katkı sağlamadığını düşünmek imkansızdır.” Sözüne şunu ilave etmek isterim: Kendisini bu şekilde gören şahsın veya camianın yapmış oldukları bütün çalışmalarında, imkân dahilinde ehliyetli ve icazetli Müslümanlarla diyalog içinde olmaları ve onların da onaylarını alması gerekir.
5- ::Genc::Adam’ın: “Bu çerçevede Mehmet Talu Hocaefendiye , Diyalog hususunda konunun daha iyi anlaşılabilinir olması babından bir ::Genc::Adam olarak “röportaj” yapmayı teklif ediyoruz. İnşallah Hocamız bu teklifimizi müsbet karşılar , bizde röportajımızı mümin kardeşliğin gereği olan uhuvvetin derinleşmesi adına burada yayınlarız.” teklifini elbette müsbet karşılıyorum. Ancak bir şartım var: Röportaj’a, sitede aynen yer verilsin, iktibas yapılmasın. Bekliyorum. Talu Hoca nın yazısını biliyorsun ilgilendiren kişi farklıda senin sonucta fikir edinmen açısından yazıyorum bunları direk diyalog deyince ters tepiyor haliyle aradaki ince ama büyük farkı göremiyorsnuz.. işin özünü kavramak açısından Diyalog söylentilerinin yoğun olduğu sıralarda mercek araştırma dergilerinde yani bu malum kesime cevaben ana kapaktan cevap niteliğindeki yazı:
Öncelikli Olan Müslümanlar Arasında Diyalog
http://www.harunyahya.org/Makaleler/diyalog.html
Örnek verecek olursak bildiğimiz gibi mantarlar faydalı-zararlı noktasında iki çeşittir.Mantar yediği için ölen insanlar olduğunu duyduğumuz gibi mantarın şifa fayda sağladığı yerlerde oluyor.Şimdi gelelim konu ile ilgisi olması açısından benzetmeye malum kesimin yaptığı diyalog çalışmaları maksatlıdır ve tıpkı zehirleyen mantar gibi insanları hristiyanlaştırmakta ve dinini tahrif eden bir boyuttadır.birde bunun haricinde tebliğ amaçlı yapılan birçok hristiyanın iman etmesine,Müslüman olmasına vesile olmuş (yani faydalı mantar:)diyalog çalışmaları var.Bizim insanımız ise zehirli mantar gibi insanlara zararlı veren yönünü düşünerek diyaloğa karşı bir antipati içerisinde tabi sürekli zararı tahribattan bahsedilince haliyle ortaya bu çıkıyor.Neticide demek istediğim Mantar ikiside Mantar. DİYALOG İKİSİDE DİYALOG isim benzerliği olması her diyalog faaliyetinin zararlı olduğunu göstermez.Daha güzel örnekler verilebilir anlaşılması açısından bu yeterli İnşalh bu yüzden bu noktada kimse inatla diyaloga karşı olmaz olamaz "Gayr-i müslimleri hidâyete çağırmak için dâvet ve tebliğ faaliyetleri yapılmasına evet; İslâm’dan tâviz vererek diyalog ve hoşgörü yapılmasına kesinlikle hayır"ne diyor talu hoca burayı iyice anladın mı? İSLAM dan taviz verilerek yapılan diyaloga kesinlikle hayır sen HARUNYAHYA nın hangi eserinde Allah aşkına İSLAMDAN TAVİZ VEREN onlarıda cennete sokan-Muhammeden resulullullah denmesede rahmet nazarı ile bakılarbilir gibi bir dini noktada taviz gördün ??aksine her eserde Hz.isa a.s ve mehdinin geldiğinde hristiyanları islama kurana davet edeceğinden bahsediliyor..gelin diyalog yapalım diye biraz bizden kırpalım birazda sizden kırpalım gibi bir anlayış bir yaklaşım asla göremezsiniz
Şimdide eserlerde bahsedilen diyalog düşüncesi nerden irtikab ediyor onun temelini anlamak açısından harun yahya eserlerinden yazıları:
Mehdi'nin üçüncü görevi: Kuran'ahlakını ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetini yeniden canlandırmak Hz. Mehdi üçüncü görevini iman sahiplerinin, Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelen fedakar seyyidlerin ve diğer tüm Müslümanların yardımı ve desteğiyle gerçekleştirecektir. Peygamberimiz (sav)’den sonraki dönemlerde özellikle materyalist dünya görüşünün etkisiyle gözardı edilen Kuran'ahlakı ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetlerinin yeniden canlandırılmasına ve uygulanmasına vesile olacaktır. Üçüncü Vazifesi: İnkilabat-ı zamaniye ile (zamanın değişmesiyle) çok ahkam-ı Kur'aniyenin (Kuran hükümlerinin) zedelenmesiyle... O ZAT, bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla ve ittihad-ı İslam'ın muavenetiyle (İslam birliğinin yardımlaşmasıyla) Müslümanların dayanışmasıyla ve bütün ulema (alimler) ve evliyanin ve bilhassa Al-i Beytin neslinden (Peygamberimizin soyundan) her asırda kuvvetli ve kesretli (çok sayıda) bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin (Peygamberimizin soyundan gelenlerin) iltihaklarıyla (katılmasıyla) O VAZİFE-İ UZMAYI (büyük görevi) YAPMAYA ÇALIŞIR. (Emirdağ Lahikası, sf. 260) Üstad, Hz. Mehdi'nin üçüncü vazifesinin, zamanın değişip, küfrün hakim olmasıyla değiştirilen, birçok Kuran hükmünün, bütün Müslümanların ve Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelen seyitler cemaatinin yardımıyla yeniden canlandırmak ve uygulamak olduğu bildiriliyor. Bediüzzaman bir başka sözünde ise Hz. Mehdi'nin üçüncü vazifesinin İslam toplumunu birleştirmek ve Hıristiyan alemiyle ittifak yapmak olduğunu belirtmiştir. Hz. Mehdi'nin çok geniş bir alanda yapacağı bu görevler tüm dünyada herkes tarafından bilinecektir: O ZATIN üçüncü vazifesi, Hilafet-i Islamiyeyi Ittihad-i Islama bina ederek (İslam halifeliğini İslam birliğinin üzerine kurarak), ISEVİ RUHANİLERİYLE (Hıristiyan alimleriyle) İTTİFAK EDİP (birlik olup) DİN-İ İSLAMA (İslam dinine) HİZMET ETMEKTİR. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir (yerine getirilebilir). Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymetdardır, fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şa'şaalı bir tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarında (halkın gözünde) daha ehemmiyetli (önemli) görünüyorlar. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9) 24- Semavi dinlerin hepsinin beklediği Hz. İsa'nın gelişi ile birlikte, İsevilerin Hz. Mehdi ile ittifak yapıp Kuran'a tabi olacaklarını Üstad bildirmiştir O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiyeyi İttihad-ı İslam'a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam'a hizmet etmektir. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)
25- Bediüzzaman, Hıristiyanlığın Kuran'a tabi olması ile dünya çok geniş çapta ve görkemli gelişmelere sahne olacağını söylemiştirBirinci vazife, o vazifeden üç dört derece daha ziyade kıymetdardır, fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şa'şaalı bir tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)
32- Bediüzzaman, Hz. İsa'nın semavi nuzulünün kesin olduğunu bildirdiğine göre, Hz. İsa geldiğinde kiminle ittifak yapacaktır, o anda Müslümanların başında kim olacaktır? Rivayetler ve Bediüzzaman bu şahsın Mehdi olduğunu söylemektedir
Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle Hazret-i İsa'nın semavi nuzulü kat'i olmakla beraber; mânâ-yı işârisiyle-başka hakikatları ifade ettiği gibi bu hakikata da mu'cizane işaret ediyor. (Kastamonu Lahikası, 50) Şahs-ı İsa Aleyhisselam'ın kılıncı ile maktül olan şahs-ı Deccal'ın teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler din-i İsevi'nin hakikatını hakikat-ı İslamiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, mânen öldürecek. Hattâ, "Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz. Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi olur." diye rivâyeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder. (Şualar, 493)
33- Hıristiyanlık dininin üçleme ve başka batıl ve hurafelerden arınacağı Bediüzzaman tarafından ifade edilmiştir. Böyle bir gelişme henüz gerçekleşmemiş, beklenmektedir .. Hal-i hazır Hıristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak .. (Mektubat 53-54) 34- Hurafelerden arınan, saflaşan Hıristiyanlık dini, hak din olan İslam'a dönüşüp, İslam'a tabi olacaktır. Üstadın, rivayetlere göre aktardığı bu gerçek, henüz yaşanmamış ve beklenilen olağanüstü bir gelişmedir .. Hıristiyanlık bir nevi İslamiyet'e inkilab edecektir... Ve Kur'an'a iktida ederek, o İsevilik şahsı manevisi tabi; ve İslamiyet, metbu makamında kalacak. (Mektubat 53-54) 35- İslamiyet ve ona tabi olan Hıristiyanlık ittifak edip büyük güç kazanarak dinsizlik akımını mağlup edeceklerdir. Dünyanın çehresini değiştirecek bu gelişme, henüz yaşanmamış ve beklenmektedir ..Din-i hak, bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karsı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak.. (Mektubat 53-54)
36- Bu ittifakın başına da Hz. İsa geçecektir. Hıristiyanların da beklediği Hz. İsa'nın nuzulü ve ittifak ile gelen bu neticeler yaşanmadığına göre, Bediüzzaman'ın yaşanacağını söylediği bu gelişmeler beklenmektedir
.. İttihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken alem-i semavatta cism-i beşerisiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Şey'in va'dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Sey' va'detmiş elbette yapacaktır ... (Mektubat, 53-54)
37- Dinsizlik akımı etkisini sürdürdüğüne göre, iki din ittifak etmediğine göre, hak dinin kuvvet bulmasını gerçekleştirecek olan iki mübarek zat olan Hz. Mehdi ve Hz. İsa'nın gelmeleri beklenmektedir Şahs-ı İsa Aleyhisselam'ın kılıncı ile maktül olan şahs-ı Deccal'ın teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler din-i İsevi'nin hakikatını hakikat-ı İslamiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, mânen öldürecek. Hattâ, "Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz. Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi olur." diye rivâyeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder. (Şualar, 493) 158 ) HİLAFET-İ İSLAMİYE'Yİ (İSLAM HALİFELİĞİNİ) İTTİHAD-I İSLAM'A BİNA EDEREK (İSLAM BİRLİĞİNİN ÜZERİNE KURARAK): Bediüzzaman Hz. Mehdi’nin üçüncü vazifesinin İslam toplumunu birleştirmek ve Hıristiyan alemiyle ittifak yapmak olduğunu belirtmiştir. Hz. Mehdi'nin İslam birliğini kurup Hıristiyan önderlerle ittifak etmesi ve bu vesileyle İslam'a hizmet etmesi Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde ve öncesinde de gerçekleşmemiş olaylardır. Bediüzzaman da bu vazifenin Allah’ın izniyle Hz. Mehdi tarafından yerine getirileceğini belirterek, kendisinin Hz. Mehdi olmadığını bir kez daha delillendirmiştir.
159) İSEVİ RUHANİLERİYLE (DİNDAR HIRİSTİYANLARLA VE HIRİSTİYAN ALİMLERİYLE) İTTİFAK EDİP (İŞ BİRLİĞİ VE DAYANIŞMA İÇERİSİNE GİREREK) DİN-İ İSLAM’A (İSLAM DİNİNE) HİZMET ETMEKTİR: Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin İslam toplumunu birleştirip Hıristiyan önderleriyle, İslam ve Hıristiyanlığın ortak cephesi olan "materyalizm ve dinsizliğe" karşı ittifak edeceğini ve bu yolla İslam dinine hizmet edeceğini bildirmektedir. Bir Kuran ayetinde bildirildiği gibi, “... iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir.” (Maide Suresi, 82) samimi Müslümanlar ve samimi Hıristiyanlar birbirlerinin doğal müttefikidirler. Dinsizliğe karşı ortak bir fikri mücadele yürütmeleri ve yardımlaşmaları gerekir. Ahir zamanda bu dayanışmanın en güzel örneği Hz. İsa ve Hz. Mehdi vesilesiyle yaşanacaktır. Bediüzzaman da bu sözleriyle Hz. Mehdi’nin bu önemli alametine dikkat çekmektedir. Bediüzzaman, kendisi hayatta iken henüz gerçekleşmemiş olan bu gelişmeleri hatırlatarak, Hz. Mehdi'nin kendisinden sonraki bir tarihte gelecek bir şahıs olduğunu müjdelemektedir.
160) BU VAZİFE PEK BÜYÜK BİR SALTANAT: ve KUVVET:
Bediüzzaman, İslam birliği ile Müslüman ve Hıristiyan dünyasının hak din adına ittifak etmesi gibi büyük bir olayın ancak üç şartın oluşmasıyla gerçekleşebileceğine dikkat çekmiştir. Bediüzzaman “PEK BÜYÜK BİR SALTANAT VE KUVVET” sözleriyle bu şartlardan ikisini açıklamaktadır. “Saltanat” kavramı, güç ve yetki ifade eden bir kelimedir. “KUVVET” kavramı ise “istediği şeyi icra edebilme gücü yani yetki”yi tanımlamaktadır. Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin İslam birliğini oluşturup bu birliğin liderliğini üstleneceğini ve “pek büyük bir kuvvet ve yetkiye sahip olacağını” bildirmiştir. Bediüzzaman'ın “PEK BÜYÜK” sözleri, Hz. Mehdi'nin sahip olacağı bu kuvvetin ve saltanatın çapının büyüklüğünü ifade etmektedir. Böyle büyük bir kuvvetin Bediüzzaman ve ondan önceki müceddidlerin zamanında gerçekleşmediği bilinen bir gerçektir. Bediüzzaman da Hz. Mehdi'nin bu önemli alametini vurgulayarak, bu mübarek zatın kendi yaşadığı dönemde henüz gelmediğini, ortaya çıktığında ise bu özellikleriyle tanınacağını hatırlatmıştır.
163) O İKİNCİ, ÜÇÜNCÜ VAZİFELER PEK PARLAK VE ÇOK GENİŞ BİR DAİREDE (ALANDA) VE ŞA'ŞALI (GÖSTERİŞLİ) BİR TARZDA OLDUĞUNDAN: Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. Mehdi'nin ikinci ve üçüncü görevlerinin çok geniş kitleleri ve coğrafyaları kapsayan gösterişli, görkemli ve geniş yankılar uyandıran icraatlar olduğunu belirtmektedir. Nitekim, İslam Birliğini kurmak, tüm Müslümanların liderliğini üstlenmek, Hıristiyanlarla ittifak ve dayanışma içine girmek ve sonucunda İslam ahlakını yeryüzüne hakim kılmak, dünya tarihinin belki de en büyük ve en görkemli olaylarından olacaktır. Bediüzzaman'ın sözünü ettiği bu vazifeler Bediüzzaman'ın yaşadığı devirde ve İslam tarihinin hiçbir döneminde, Hz. Mehdi döneminde olacağı gibi yaşanmamıştır. Bediüzzaman'ın ihtişamlı faaliyetlerini bu derece detaylı tarif ettiği kişi, kendisinden sonra geleceğini ve bu üç vazifeyi en gösterişli biçimde yerine getireceğini ifade ettiği Hz. Mehdi'dir. •ZATIN üçüncü vazifesi, HİLAFET-İ İSLAMİYE'Yİ (İslam halifeliğini) İTTİHAD-I İSLAM'A BİNA EDEREK (İslam birliği üzerine kurarak), İSEVİ RUHANİLERİYLE (dindar Hıristiyanlarla ve Hıristiyan alimleriyle) İTTİFAK EDİP (iş birliği ve dayanışma içerisine girerek) DİN-İ İSLAM'A (İslam dinine) HİZMET ETMEKTİR. BU VAZİFE, PEK BÜYÜK BİR SALTANAT ve KUVVET ve MİLYONLAR FEDAKARLARLA (MİLYONLARIN FEDAKARANE KATILIMIYLA) TATBİK EDİLEBİLİR(yerine getirilebilir). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)
Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin üçüncü vazifesinin İslam toplumunu birleştirmek ve Hıristiyan alemiyle ittifak yapmak olduğunu belirtmiştir.
Hz. Mehdi'nin İslam birliğini kurup Hıristiyan önderlerle ittifak etmesi ve bu vesileyle İslam'a hizmet etmesi Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde ve öncesinde de gerçekleşmemiş olaylardır. Bediüzzaman da bu vazifenin Allah'ın izniyle Hz. Mehdi tarafından yerine getirileceğini belirterek, kendisinin Hz. Mehdi olmadığını bir kez daha delillendirmiştir.
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin İslam toplumunu birleştirip Hıristiyan önderleriyle, İslam ve Hıristiyanlığın ortak cephesi olan "materyalizm ve dinsizliğe" karşı ittifak edeceğini ve bu yolla İslam dinine hizmet edeceğini bildirmektedir. Bir Kuran ayetinde bildirildiği gibi, "... iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir." (Maide Suresi, 82) samimi Müslümanlar ve samimi Hıristiyanlar birbirlerinin doğal müttefikidirler. Dinsizliğe karşı ortak bir fikri mücadele yürütmeleri ve yardımlaşmaları gerekir. Ahir zamanda bu dayanışmanın en güzel örneği Hz. İsa ve Hz. Mehdi vesilesiyle yaşanacaktır. Bediüzzaman da bu sözleriyle Hz. Mehdi'nin bu önemli alametine dikkat çekmektedir. Bediüzzaman, kendisi hayatta iken henüz gerçekleşmemiş olan bu gelişmeleri hatırlatarak, Hz. Mehdi'nin kendisinden sonraki bir tarihte gelecek bir şahıs olduğunu müjdelemektedir.
Bediüzzaman, İslam birliği ile Müslüman ve Hıristiyan dünyasının hak din adına ittifak etmesi gibi büyük bir olayın ancak üç şartın oluşmasıyla gerçekleşebileceğine dikkat çekmiştir. Bediüzzaman "PEK BÜYÜK BİR SALTANAT VE KUVVET" sözleriyle bu şartlardan ikisini açıklamaktadır. "Saltanat" kavramı, güç ve yetki ifade eden bir kelimedir. "KUVVET" kavramı ise "istediği şeyi icra edebilme gücü yani yetki"yi tanımlamaktadır. Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin İslam birliğini oluşturup bu birliğin liderliğini üstleneceğini ve "pek büyük bir kuvvet ve yetkiye sahip olacağını" bildirmiştir. Bediüzzaman'ın "PEK BÜYÜK" sözleri, Hz. Mehdi'nin sahip olacağı bu kuvvetin ve saltanatın çapının büyüklüğünü ifade etmektedir. Böyle büyük bir kuvvetin Bediüzzaman ve ondan önceki müceddidlerin zamanında gerçekleşmediği bilinen bir gerçektir. Bediüzzaman da Hz. Mehdi'nin bu önemli alametini vurgulayarak, bu mübarek zatın kendi yaşadığı dönemde henüz gelmediğini, ortaya çıktığında ise bu özellikleriyle tanınacağını hatırlatmıştır.
Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymetdardır (değerlidir), fakat O İKİNCİ, ÜÇÜNCÜ VAZİFELER PEK PARLAK VE ÇOK GENİŞ BİR DAİREDE (alanda) VE ŞA'ŞALI (gösterişli) BİR TARZDA OLDUĞUNDANUMUMUN VE AVAMIN NAZARINDA (genelin ve halkın gözünde) DAHA EHEMMİYETLİ (önemli) GÖRÜNÜYORLAR. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)
Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin ikinci ve üçüncü görevlerinin, birincisine kıyasla çok daha geniş bir alanda etki oluşturacak büyük icraatlar olduğunu açıklamıştır.
Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. Mehdi'nin ikinci ve üçüncü görevlerinin çok geniş kitleleri ve coğrafyaları kapsayan gösterişli, görkemli ve geniş yankılar uyandıran icraatlar olduğunu belirtmektedir. Nitekim, İslam Birliğini kurmak, tüm Müslümanların liderliğini üstlenmek, Hıristiyanlarla ittifak ve dayanışma içine girmek ve sonucunda İslam ahlakını yeryüzüne hakim kılmak, dünya tarihinin belki de en büyük ve en görkemli olaylarından olacaktır. “Dünyanın barışa, dostluğa ve kardeşliğe belki de en çok ihtiyaç duyduğu dönemlerden birini yaşamaktayız. ……Üç dinin mensuplarının arasındaki diyalog, sadece toplantılarla ve konferanslarla sınırlı kalacak bir ilişki değil, ortak değerleri savunan, aynı amaç için mücadele eden, ortak sorunlara çözüm getirmeyi hedefleyen inançlı insanların birlikteliğidir. Ve bu birliktelik, Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez gelişini beklediğimiz bu dönemde dünyayı aydınlığa ve huzura kavuşturacak en önemli vesilelerden biri olacaktır.” burada sonuçta ne demek isteniyor diyalog yapılacaksa lafta kalmamalı h.z isa a.s nin zuhurundan evvel amacına yani İttihadi ilsamın tesisinden sonra diğer tahrif olmuş dinlerdeki insanlarıda halen tam tahrif edilmememiş aynı ortak değerleride vesile kıalrak bu tip faaliyetlerle İSLAMA davet etmek,bediüzzamanın ifadesi ile , İSEVİ RUHANİLERİYLE (dindar Hıristiyanlarla ve Hıristiyan alimleriyle) İTTİFAK EDİP (iş birliği ve dayanışma içerisine girerek) DİN-İ İSLAM'A (İslam dinine) HİZMET ETMEKTİR. Sonuçta TEBLİĞ İÇİN DİYALOG ayrı bir konu VATİKAN EKSENLİ DİYALOG APAYRI bir konu Harun Yahya eserlerinin büyük çoğunluğunda önce İSLAMBİRLİĞİ nden bahsediyor.Yani bir insan nın diyalog noktasında güleninin yaptığı gibi müslümanları hiçe sayıp sadece başta hristiyanlarla diyalog düşüncesinde olması elbette ters tepki verilecek bir durum..Harunyahyada böyle bir durumda yok. hocada D-8i, kurunca tüm dünyaya barış gelsin amaçlı ilkelerden biride diyalog D-8’lerin bayrağında 6 yıldız, 6 temel ilkeyi sembolize ediyor. 1. Savaş değil, barış 2. Çatışma değil, diyalog 3. Çifte standart değil, adalet 4. Üstünlük değil, eşitlik 5. Sömürü değil, işbirliği 6. Baskı ve tahakküm değil, insan hakları hürriyet ve demokrasi… Erbakan, D-8’in, bünyesindeki 8 devlete kısa vadede Rusya, Çin, Hindistan, Brezilya gibi hristiyan ülkeleri de dahil olduğu 60 ülkeyi, daha sonra da 160 ülkeyi dahil ederek 6 milyarlık insanlık aleminin hepsinin temsilcisi konumuna geleceğini kaydederek bütün bu hazırlıklar ve tam kurumsallaşma sağlandıktan sonra G-7 ile 2. Yalta Konferansı’nı gerçekleştireceğini ve dünyayı değiştireceğini belirtti. Erbakan, ülkelerin Yüksek Bağımsızlık Kurulu’nu oluşturarak bünyesindeki 5 kurulu da işler hale getireceklerini kaydetti. Yani bu çalışmalar yapılmak istenyirosa sonucta bir noktada onlarlada birlik olup siyonizmin kökünü kazımak gerekiyor.bu gün bir avuç Yahudi ne yapıyor..bush gibi dangalakları bakın İslam bizim ortak düşmanımız sizin mesihinizin gelmesi için hristiyanlar olarakbize destek verin planlarımıza mesihinzi getirelim.yani onlar şeytani planlarla hristiyan aleminide kullanıtor safça..buna karşı biz ne yapacağız .hayır sizin mesihiniz arzı mevudu gerçekleştince gelmeyecek o deccaldir vs. bu gerçekleri anlatarak bir diyalog içerisinde olup onları islama kurana davet edeceksin..Erbakan hoca demiyor mu bizim normal kendi halinde yahudidilerle sorunumuz yok.biz Siyonist yahudier insanlık bize köle olsun izhniyetinde olsun diyenlere karşıyız..hatta normal Yahudi vatandaşa gelin bu Siyonistlere karşı sizinle birlik içerisinde olup çünkü bnlar sizede zarar veriytor diyerek onlarıda belli noktada dinsizliğe deccale karşı İslami saflara çekme davetinde bulunuyor ve bu gün israilde binlerce Yahudi Siyonist rejime karşı protesto gösterileri yapıyor bunlar hangi vesilelerle gerçekleşiyor zannediyorsunuz.. SEVGİLİ KARDEŞLERİM sonuçta Siyonsitler tarafından Binbirtürlü işkence zulum haksızlığa kalmış bu müberek insanların onca hayırlı icraatlerini adeta görmezden gelip açıklarını ve kusurunu aramak müslüman bir kimseye yakışan bir özellik değildir.Aynı siperde birbirine tokat atan askerler gibisi yanlış hereketler ancak bu durum gayeside bu olan küffarın çok hoşuna gider.Sınırlı bilgilerimizle mübarek insanları yargılamayalım,onların deryasında bir dalga bile olamzken fırtına çıkarmaya çalışmanın alemi yok. Müslümanların yaptıkları birtakım şeylerin hikmetini anlamadan bu yönden kusurlarını aramak eleştirmek bize düşmez mesafede kazandırmaz,neticede bizim silahımızı birbirimize değil düşmana yöneltmeliyiz,aksi takdirde birbirini en küçük ayrıntıda murdetlik noktasına getiricek tarzda ayrıntılara takılıp bilmeden hareket edersek deccalin tuzağına düşmüş ve araya fitne sokarak arkadan vurma planına alet olmuş oluruz...SELAMETLE. BATI’DA BİLİM DÜNYASIDA ALLAH’A YÖNELMİŞTİR Geçtiğimiz 20. yüzyılda bilimde büyük ilerlemeler kaydedilmiş ve bilimsel açıdan yüzyıllardır sır olan pek çok bilgi açığa çıkmıştır. Ve ilerleyen bilim, açıkça bir gerçeği göstermiştir: Yaratılış Gerçeği. Her bilimsel bulgu evrende var olan canlı ve cansız tüm varlıklardaki kusursuz tasarımı, düzeni ve planı göstermektedir. Bu bulgulara bizzat şahit olan birçok Batılı bilim adamı da tüm evrenin üstün bir aklın ürünü olduğunu görmüş, herşeyin sonsuz kudret sahibi Allah tarafından yaratıldığını anlayarak, Yaratılış Gerçeği'ni kabul etmiştir. Bugün, başta ABD olmak üzere, Batılı ülkelerde inançlı bilim adamları tarafından kurulmuş olan birçok ciddi akademi ve organizasyon mevcuttur. Aynı zamanda bu bilim kuruluşları, bilimsel delillerin evrendeki kusursuz tasarımı ortaya koyduğunu göstermek için çalışmalarını sürdürmektedirler. Birçok ünlü bilim adamı adeta bir din gibi bağlandıkları Darwinizm'i terkederek, Allah'a yönelmişlerdir. Üniversitedeki kürsülerde, yazdıkları kitaplarda, hazırladıkları çalışmalarda, panellerde hep yaratılış gerçeği üzerinde durmaktadırlar. Günümüzde yaşayan ve bilimsel çalışmaları ile tanınan binlerce inançlı bilim adamından bazıları şöyledir: Prof. William W. Hay Dünyanın anatomi ve embriyoloji alanındaki ünlü bilim adamları arasında yer alan Kanada, Toronto Üniversitesi'nden Prof. Keith Moore Amerika'nın ünlü denizbilimcilerinden Prof. William W. Hay Oxford Üniversitesi Fizikçilerinden Prof. Robert Matthews Wellington Victoria Üniversitesi Kimya Prof. Dr. Jonathon D. Sarfati Dünyanın en ünlü jeologlarından Prof. Alfred Kroner Prof. Werner Gitt'in evrim teorisini eleştiren pek çok kitabı vardır: "Am Anfang war die Information" (Başlangıçta Bilgi Vardı) bu çalışmalardan biridir. Kanada Manitoba Üniversitesi Anatomi Kürsüsü başkanı, Anatomi profesörü ve Çocuk Sağlığı ve pediyatri Profesörü olan T.V.N. Persaud Alman Federal Fizik Enstitüsü Direktörü Prof. Werner Gitt Oregon State Üniversitesi Kimya Profesörü Dr. Donald Chittick Berkeley Üniversitesi Moleküler ve Hücre Profesörü Jonathan Wells Amerika Chicago, Kuzeybatı Üniversitesi Jinekoloji Profesörü Joe Leigh Simpson Tayland Shiang Mai Üniversitesi Anatomi ve Embriyoloji Kürsüsü eski başkanı ve şu anda aynı üniversitede Tıp Fakültesi Dekanı olan Profesör Tagata Tagasone Princeton Üniversitesi Matematik Profesörü David Berlinsky Almanya Max-Planck-Gesellschaft Üniversitesi Fizik Profesörü Carl Friedrich von Weizs Günümüzün acker en tanınmış gök bilimcisi olan Dr. Allan Sandage Amerikalı biyoloji profesörü Michael Behe, Darwin'in Kara Kutusu isimli kitabında şöyle demektedir: "Bunlar doğanın kanunları tarafından, tesadüfler sonucu veya bir ihtiyaçtan dolayı tasarlanmamıştır; aslında bunlar önceden planlanmıştır. Tasarımı yapan ise, sistemlerin en son halinin nasıl olacağını en iyi şekilde bilmektedir; bu nedenle sistemlerin oluşacağı her adım da planlanmıştır. Yeryüzündeki hayat da en basit örneğinden en kritik parçalarına kadar, bu akıllı dizaynın sonucudur. Akıllı dizaynın sonucu aslında tüm gerçekliğini kendi içinde barındırmaktadır. Biyokimyasal sistemlerin akıllı bir tasarımcının eseri olduğunu anlamak için, yeni bir prensibe dayalı mantık veya bilim de gerekmemektedir. Son kırk yıl içinde biyokimya dalında yapılan çalışmalar zaten bu gerçeği görmeye yeterlidir..." (Michael Behe, Darwin'in Kara Kutusu, s. 196) Harvard Üniversitesi astronomi ve bilim tarihi Profesörü Owen Gingerich Chicago Üniversitesi Hukuk Profesörü Philip Johnson Pennsylvania Lehigh Üniversitesi Biyoloji Profesörü Michael J. Behe Dünyanın ünlü fizyoloji bilginlerinden Profesör Andro Cinovayivi Ünlü Amerikalı astrofizikçi, Toronto Üniversitesi Fizik Profesörü Hugh Ross Amerika Philadelphia Thomas Jefferson Üniversitesi'nden ünlü anatomi profesörü E. Marshall Johnson Amerika Washington Georgetown Üniversitesi Tıp Fakültesi Tibbi Embriyoloji yardımcı Profesörü Dr. Gerald C. Goeringer BİLİMDE ALLAH'A DÖNÜŞ DÜNYACA ÜNLÜ NEWSWEEK DERGİSİNE KAPAK KONUSU OLDU Tüm bu gelişmelerle birlikte bilimadamları arasında Allah'a yöneliş, dünya medyası tarafından da ele alındı. Dünyanın en ünlü haber dergilerinden olan Newsweek dergisi, 1998 senesinin Temmuz ayında kapağına şu başlığı attı: "BİLİM ALLAH'I BULUYOR" Günümüzün en tanınmış gök bilimcisi olan Dr. Allan Sandage, sonradan dini kabul eden bir bilim adamıdır. 1998 yılında "Bilim Allah'ı Buluyor" kapak konulu Newsweek dergisine verdiği bu röportajda Sandage, dini kabul etmesini şöyle açıklıyordu: "Beni bu sonuca götüren, dünyanın bilimle anlaşılamayacak kadar karmaşık olmasıydı. Var oluşun sırrını anlayabilmem ancak imanla mümkün." Texas Üniversitesi'nden fizikçi Steven Weinberg'ın şu sözü oldukça ünlüdür: "Kainatın sırları kozmoloji bilimiyle anlaşıldıkça, daha da içinden çıkılmaz bir hal alıyor." …Fizikçiler, uzayın, hayatın bir amaç için ve bilinçli olduğu konusunda belli işaretler fark etmişlerdi. Değişmeyen sayılar; yerçekimi kuvvetinin gücü, proton kütlesi ve elektronun elektriksel yükü gibi. Bunlar biraz farklı olsaydı, atomlar birarada durmaz, yıldızlar ışık saçmaz ve hayat görüntüsü olmazdı. "Doğa kanunlarının gördüğümüz kainatı oluşturmak için inanılmaz derecede ince bir ayarla ayarlanmış olması gerektiğini anladığınızda, bu durum, kainatın birden oluşmadığını, onun arkasında yatan birtakım bilinçli hareketlerin var olduğu fikrini doğurur." Charles Townes "Pek çok kişi, evrenin kanunlarında bir akıl olduğunu hissetmektedir." …Russel: "Kuantum mekanikleri bizlere özel bir ilahi müdahalenin olduğunu düşündürtüyor" demektedir. Pek çok bilim adamı mucize beklerken, Yaratıcı müdahalesini fizik kurallarıyla gösterir... Tahran'daki Sharif Üniversitesinden fizikçi Mehdi Golshani, Kuran'ı okuyor, doğal fenomenin "Allah'ın kainata işaretleri" olduğuna inanıyor ve bunları neredeyse dini bir yükümlülük olarak inceliyor. Kuran insanlardan "gezip dolaşmalarını ve Allah'ın yarattıklarında nasıl tecelli ettiğini" görmelerini ister. Golshani'ye göre araştırma "dini bir konudur. Allah'ın yaratmasındaki pek çok gizemi içinde barındırır." Aynı konu Yahudiliğe de uzanır. Carl Feit bunu şöyle açıklar: "Bu kişiye göre, Allah sevgisinin tek yolu O'nun yaptıklarını anlayabilmektir. Bu da kainattır. Kainatın işleyişini bilmek dindar bir insan için merak konusudur çünkü bu Allah'ın yarattığı bir dünyadır". Kuşkusuz Feit düşüncesinde yalnız değildir. Geçen sene gerçekleştirilen bir çalışmaya göre, Amerikan bilim adamlarının % 40'ı Allah inancına sahiptir. Bu kişiler, Allah'a sadece dünyadaki manevi bir güç olarak değil, dua edecekleri bir Yaratıcı olarak inanmaktadırlar."77 Jean-Claude Van Damme, sinema oyuncusu "Jean-Claude Van Damme, Uyuşturucu Bağımlılığını Yenip, Allah'ı Buldu" Jennifer Aniston, sinema oyuncusu Ünlü Amerikalı oyuncu inancını şu sözleriyle açıklıyor: "... Allah'a inanıyorum. Bizim güçlü olduğumuzu ve tüm bunları da kendi kendimize yaptığımızı sanmıyorum..." Kirk Douglas, sinema oyuncusu Ünlü aktör Kirk Douglas 6 Ekim 1997 yılında yapılan bir röportajında geçirdiği rahatsızlığın kendisini Allah'a yönelttiğini belirtiyor: "Geçirdiğim felcin en önemli sonuçlarından biri Allah'a olan inancımı bir kez daha göstermiş olması. Felçten sonra fark ettim ki, konuşabilme mucizesini artık bir lütuf olarak görüyorum..." Denzel Washington, sinema oyuncusu Malcolm X, Kasırga gibi hasılat rekorları kıran filmlerde rol alan ünlü aktör, Allah'a olan samimi duygularını röportajlarında şöyle dile getiriyor: "Hayatımdaki her olayın Allah'ın kontrolünde olduğunu düşünüyorum. Ve bu filmi yapmak için elime geçen fırsat da bunlardan biri" "Allah'ın izniyle şu an bulunduğum yerdeyim fakat bunun için sıkı bir şekilde çalışmaktan başka bir şey yapmadım." Gwyneth Paltrow, "Ben kadere inanırım ve herşeyin olması gerektiği gibi olduğuna inanırım. Hiçbir şey kaza sonucu olmaz." Sarah Jessica Parker, sinema oyuncusu Amerika'nın ünlü bir dizisinde başrolde oynayan aktris Sarah Jessica Parker, "Allah'a şükretmediğim tek bir günüm bile geçmiyor."44 diyerek elde ettiği başarıyı Allah'ın bir nimeti olarak gördüğünü belirtmektedir. Arnold Schwarzenegger, sinema oyuncusu "Soru: Şeytana inanır mısınız? Arnold Schwarzenegger: Ben Allah'a inanırım ve bu yüzden ... şeytana da inanırım. ... hepimiz iyiye ve kötüye inansak daha iyiye gideriz. Val Kilmer "Mısır'ın Kralı" filminde Hz. Musa'nın sesini canlandıran oyuncunun, Hz. Musa hakkındaki görüşleri, onun Allah'a olan inancını göstermektedir. "Tevazu Allah'ın bizden daha büyük olduğunu tanımakla oluşur. Allah kainatın tek Yaratıcısı'dır."47 Mel Gibson, sinema oyuncusu Röportajlarında Allah'a olan inancı sayesinde artık huzurlu bir hayatı olduğunu dile getirmektedir. '20'li yaşlarım çok korkunçtu.İçki,uyuşturucu.Sonra bunları bıraktım.Teşekkürler Allah'ım' Mel Gibson Darwin'in evrim teorisine karşı çıkıyor..." PRENS CHARLES, İngiltere Prensi 1997 senesinin ilk aylarında Prens Charles, şu sözleriyle insanları Allah'a imana davet etmiştir:".Kontrolden çıkan modern materyalizm çağında Batı'nın İslam dininden öğreneceği çok şey olduğunu söyleyen Prens Charles, tahrip edilen masumiyetin ve kaybolan tevhidi kainat anlayışının İslam'ın katkısıyla yeni bir boyut kazanabileceğini açıklıyordu."30 Londra'nın batısındaki ilk resmi İslami okulu ziyaret eden Prens Charles, dinin topluma kazandırdıklarının çok önemli olduğuna dikkat çekmiştir: İslam dininin toplumumuza kazandırdığı değerleri takdir ediyor ve bundan memnunluk duyuyoruz." HELMUT KOHL, Eski Almanya BaşbakanıEski Almanya Başbakanı Helmut Kohl da, 1997 senesinde Avrupa Birliği'ne sunduğu bir mektubunda şu teklifte bulunmuştur: Başbakan Kohl, ileride hazırlanacak olan Avrupa Birliği anayasasına Allah'ın isminin yazılmasını istiyor. Alman anayasasında Allah'ın ismi anılıyor ve Bavaria'daki taraftarlar bunun Avrupa Birliği'ne de model olacağını umuyorlar. Kohl, bu hafta Harald Hässler'e yazdığı mektubunda, diğer Avrupa Birliği üyesi iki ülkenin de -İrlanda ve Yunanistan- anayasalarında Allah'ın isminin yazdığını belirtti... Kohl'ün teklifi dün, Hässler ve diğer taraftarlar tarafından içtenlikle karşılandı. "Bu kesinlikle çok hoş" dedi Avrupa Parlamentosu Hristiyan Sosyal Birliği üyesi. "Bence Helmut Kohl, Avrupa geleceğinin en büyük mimarıdır"31 http://www.youtube.com/watch?v=_GjY6tWnArk
erbakan hocanın igmg de avrupadaki yeni problemler konuşması orda bir çok profesörden müslüman olanalrdan ve olma aşamasında olanalrdan bahsediyor bu insanlar artık belli kıvama gelmişler yanlış bilgilendirmelerden uzak bir şekilde İslamı tanıyabilmeleri için diyalog içinde olunması lazım.En azından elin siyonistinin kuklası olacaklarına bizim kontrolumuz altında islama hizmet ettirilebilirler.Onlar kafir deyip kesip atmak neyin diyaloğu demek ne derece doğru olur.belki bu insanlar müslüman olanlar bizden kat kat daha fazla islama hizmet edeceklerdir.Bunun yoluda ancak tavissiz diyalog tebliğ çalışmalarından geçmektedir vesselam.. Diyalog hakkında daha bir çok söylenecek yazı vardı alıntılamadım gereksiz uzuyor neticede ana hatları ile anlaşılmışsa sorun yoktur diyoruz İnşallah. SONUÇ: ALLAH HERŞEYDEN HABERDAR OLANDIR İnkarcılar, geçmişte olduğu gibi, bugün ve gelecekte de iman edenlere iftira atmaya devam edeceklerdir. Ancak onların iftira ve eziyet verici sözleri, geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de iman edenleri üzmeyecek ve onlara bir zarar veremeyecektir. Çünkü, müminler çok önemli bir gerçeği bilen ve bütün hayatlarını bu gerçeği bilerek yaşayan insanlardır. Bu gerçek şudur: Allah herşeyi gören, bilen ve işitendir. Allah'ın dilemesi dışında hiçbir insan başka bir insana en küçük bir zarar vermeye muktedir değildir ve asla olamaz da. Her iftira sözü Allah'ın izni ve bilgisi ile söylenir. İftiracılar, aralarında düzenler kurarlarken de, iftiralarının planını yaparlarken de, cümlelerini kurarlarken de Allah onları görmekte ve işitmektedir. En acımasız iftira sözlerini söylerken de, müminlerin artık dinlerinden geri döneceklerini zannederlerken de, Allah onların akıllarından geçenleri bilmektedir. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirir: Allah'ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur; beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi bilendir. (Mücadele Suresi, 7) Yoksa onlar; gerçekten Bizim, sır tuttuklarını ve aralarındaki fısıldaşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, (işitiyoruz) ve onların yanlarındaki elçilerimiz de (herşeyi) yazıyorlar. (Zuhruf Suresi, 80) Ayetlerde haber verildiği gibi hiçbir iftiracı başıboş değildir. Ve hiçbir iftira sözü, -iki kişi arasında geçse dahi- karşılıksız kalmaz. İftirayı atan unutsa dahi, onu gören, işiten ve yaratan Allah unutmaz; inkarcıların söyledikleri tüm isyankar sözlerin, asılsız iftiraların, sahip oldukları tüm kötü düşüncelerin, yaptıkları tüm zulümlerin karşılığı hesap günü kendilerine geri dönecektir. Herşeyin hakimi ve tek sahibi olan Allah, müminlerin dostu ve vekilidir. Müminler, sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Rabbimizin, her zaman herşeyi en güzel, en hayırlı, en adil, en hikmetli şekliyle yarattığını bilir ve sadece O'na dayanıp güvenirler. Allah'ın dışında hiçbir varlıktan korkmazlar. Hiçbir iftira, saldırı, tehdit, alay, canlarına ve mallarına kastedilmesi onları imanın güzelliğini ve Kuran ahlakını yaşamaktan vazgeçirmeye güç yetiremez. Allah Kuran'da Müslümanların bu kararlılığını ve alacakları karşılığı şöyle müjdelemiştir:
|