16/4/2007
Bulundugu yer: Hayat-iman-Cihad
İnsanların bu GERÇEĞİ anlamamakta ısrar etmelerinin nedeni İLAH

Birçok insanın çok zeki olmasına, en zor matematik problemlerini çözebilmesine, bilimsel buluşlar yapabilmesine rağmen bu kadar açık olan maddenin bir hayal olduğu gerçeğini kavrayamamasının ya da kavramasına rağmen anlamazlıktan gelmesinin nedeni, kibiri ve sahip olduğunu sandığı malları, yakınları, ünvanı ve diğer dünyevi metalarıdır.

Maddenin ardındaki sır konusunda biraz samimi ve cesur düşünen bir insan evinin, içindeki eşyalarının veya antikalarının, yazlığının, yeni aldığı arabasının, ofisinin, mücevherlerinin, bankadaki hesabının,

eşinin, çocuklarının, iş arkadaşlarının ve sahip olduğu diğer şeylerin de kendisine gösterilen hayaller olduğunu ve hiçbir zaman bunların asıllarına sahip olamadığını görecektir.

Etrafınızda gördüğünüz, duyduğunuz, kokladığınız kısacası beş duyunuzla algıladığınız herşey bu "hayali dünya"ya aittir; en sevdiğiniz sanatçının sesi, oturduğunuz iskemlenin sertliği, kokusu hoşunuza giden bir parfüm, sizi ısıtan güneş, renkleriyle göz alıcı bir çiçek, pencerenizin dışında uçan bir kuş, denizin üzerinde hızla ilerleyen sürat motoru, bol ürün veren bahçeniz, işinizde kullandığınız bilgisayar ya da dünyadaki en kaliteli teknolojiye sahip müzik setiniz...
Gerçek budur, çünkü dünya yalnızca insanı denemek için yaratılan bir görüntüler bütünüdür. İnsanlar kısa yaşamları boyunca aslında gerçekliği olmayan algılarla denenirler. Bu algılar ise, özellikle süslü ve çekici gösterilir. Bu gerçek, Kuran'da şöyle haber verilmektedir:

"Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır." (Al-i İmran Suresi, 14)

İnsanların çoğu sahip oldukları ya da olmaya çalıştıkları malların, paraların, yığdıkları altınların, gümüşlerin, dolarların, mücevherlerin, taşıdıkları hesap cüzdanlarının, kredi kartlarının, kullandıkları dolaplar dolusu kıyafetlerin, son model arabaların, kısacası her türlü zenginliğin büyüsüyle dinlerini bir kenara bırakır, ahireti unutur ve yalnızca dünyaya yönelirler. "İşim var", "ideallerim var", "sorumluluklarım var", "vaktim kısıtlı", "yetiştirmem gereken işler var", "ileride yapacağım" diyerek, dünyanın "süslü ve çekici" yüzüne aldanarak namaz kılmaz, mallarını fakirlere vermez, ahirette kazanç sağlayacakları ibadetlere yönelmezler. Aksine yalnızca dünyada kazanç sağlamaya çalışarak ömürlerini tüketirler. "Onlar, dünya hayatından dışta olanı bilirler, ahiretten ise gafildirler" (Rum Suresi, 7) ayetinde işte tam bu yanılgı tarif edilir.

Herşeyin bir görüntü olduğu gerçeği ise, bütün bu hırsları ve bağlılıkları anlamsızlaştırması açısından çok önemlidir. Çünkü bu gerçeğin anlaşılması, insanların sahip oldukları ve olmaya çalıştıkları herşeyin, hırsla sahip oldukları mülklerinin, varlıklarıyla övündükleri çocuklarının, kendilerine en yakın sandıkları eşlerinin, arkadaşlarının, en sevdikleri bedenlerinin, bir üstünlük olarak gördükleri mevkilerinin, okudukları okulların, geçirdikleri tatillerin birer hayalden ibaret olduğunu göstermektedir. Bu durumda bunlar adına yapılan hırslar, geçirilen zamanlar, harcanan çabalar da boşunadır.

O halde bazı insanlar sahip oldukları mal ve mülkleriyle, yatlarıyla, helikopterleriyle, fabrikalarıyla, holdingleriyle, köşkleriyle, arazileriyle sanki bunlar gerçekten varmışçasına övündükleri zaman küçük düşmektedirler. Yatlarında kendileriyle övünerek dolaşan zenginler, arkadaşlarına arabalarıyla gösteriş yapanlar, zenginliklerini her fırsatta dile getirenler, mevkilerinin kendilerini herkesten üstün kıldığını zannedenler, bunlarla gösteriş yaptıklarını sananlar, aslında bir hayal ile gösteriş yaptıklarını anladıklarında ne duruma düşeceklerini bilmelidirler.

Bunların benzerlerini rüyalarında da sık sık görürler. Rüyalarında da evleri, çok süratli arabaları, son derece değerli mücevherleri, tomar tomar dolarları, altın ve gümüşleri vardır. Rüyalarında da yüksek bir mevkide bulunurlar, binlerce kişinin çalıştığı bir fabrikaları olur, pek çok insana hükmedebilecek bir güçleri olur, herkesin hayran kaldığı kıyafetler giyerler... Ancak nasıl rüyada sahip oldukları ile övünmek onları komik duruma düşürürse, aynı şekilde bu dünyada muhatap oldukları görüntüyle övünmek de buna eşdeğerdir. Rüyalarında gördükleri de, bu dünyada muhatap oldukları da sonuçta zihinlerindeki birer görüntüden ibarettir.

Bunun gibi dünyada yaşadıkları olaylara gösterdikleri tepkiler de, gerçeği anladıklarında insanları utandıracaktır. Kendini kaybetmiş şekilde kavga edenler, bağırıp çağıranlar, dolandırıcılık yapanlar, rüşvet alanlar, sahtekarlık düzenleyenler, yalan söyleyenler, cimrilik yapanlar, insanların canını yakanlar, onları dövüp sövenler, gözü dönmüş saldırganlar, içleri makam mevki hırsı ile dolu olanlar, haset edenler, gösteriş yapmaya çalışanlar, kendilerini yüceltmek için uğraşanlar ve diğerleri, bir hayal içinde bunları yaptıklarını fark ettiklerinde rezil olacaklardır.

Bilinmelidir ki, "dünya" dediğimiz görüntüleri yaratan Allah olduğuna göre, bu dünyadaki tüm malın gerçek sahibi de yalnızca Allah'tır. Nitekim bu gerçek Kuran'da özellikle vurgulanır:

Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, herşeyi kuşatandır. (Nisa Suresi, 126)
Aslı hayal olan hırslar uğruna dini bir kenara bırakmak ve bunun neticesinde sonsuz yaşamı kaybetmek ise, çok büyük bir akılsızlıktır. Dahası insana sonsuz kayıp getirir.

Bu konuda şu nokta çok iyi anlaşılmalıdır: Karşı karşıya olduğumuz gerçek, "tüm bu sahip olduğunuz ve hırsını yaptığınız mallar, zenginlikler, çocuklar, eşler, arkadaşlar, makam-mevki ileride yok olacaktır, o yüzden bir anlamı yoktur" dememektedir. "Bu sizin sahip olduklarınızın hiçbiri şu anda zaten yok, hepsi yalnızca zihninizde oluşan bir hayalden ibaret, Allah'ın sizi denemek için gösterdiği birer görüntü, bunların aslına hiçbir zaman sahip değilsiniz" demektedir. Dikkat ederseniz ikisi arasında çok büyük bir fark vardır.

İnsan bu gerçeği şu an kabul etmek istemese ve tüm sahip olduklarını var kabul ederek kendini aldatsa bile, sonuçta ölümünün ardından yeniden dirildiğinde, yani ahirette herşey çok net ortaya çıkacaktır. O gün insanın "Görüş gücü keskinleşecek" (Kaf Suresi, 22) ve herşeyi çok daha net bir şekilde fark edecektir. Ama eğer dünyadaki yaşamını hayali amaçlar peşinde koşarak harcamışsa, orada hiç yaşamamış olmayı dileyecek, "Keşke o ölüm kesip bitirseydi, malım bana hiçbir yarar sağlayamadı, güç ve kudretim yok olup gitti" (Hakka Suresi, 27-29) diyerek helak olacaktır.

İnsanların bu gerçekten bu kadar kaçmaları, ellerindekilerin hayal olduğunu anlamaları ve bunlar ellerinden alındığında ne kadar aciz, güçsüz ve muhtaç durumda kalacaklarını kavramaları nedeniyledir. Dünyanın en zengin iş adamının durumunu düşünün. Bu kişi, fabrikalarının, holdinginin, emrinde çalışan insanların, bankadaki dolarlarının, teknesinin, hava attığı insanların hayal olduğunu, tek mutlak varlığın Allah olduğunu, sahip olduğunu sandığı şeylerin de Allah tarafından kendisine gösterilen görüntüler olduğunu tam olarak kavrayıp kabul ettiğinde, azameti, kibiri bir anda yok olacaktır. Allah kendisinden bu mallarının tamamını infak etmesini istediğinde, şiddetle direnen, muhtaçlara, fakirlere yardım etmeyen, cimri olan bu insan, bir anda bu gerçekle tüm varlığını kaybetmiş olacaktır. Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirir:

Eğer sizden onları(n tümünü) isteyip sizi çıplak bırakacak olursa, cimrilik edersiniz ve sizin kinlerinizi de ortaya çıkarmış olur. İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz. Eğer siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir. Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar. (Muhammed Suresi, 37-38)

Allah'ın ayetlerinde de bildirdiği gibi insan ne kadar mülk sahibi gibi görünse de aslında fakirdir. Çünkü sahip olduklarının tamamı, hiçbir zaman ulaşamadığı, gerçek anlamda kendisine ait olmayan bir hayaldir. Hiçbir zaman paralarının aslına dokunamaz, banka cüzdanının gerçeğini göremez, seneler boyunca aldığı ödüllerin gerçekleri ile muhatap olamaz. Bir insan nasıl rüyasında müthiş itibarlı bir hayat yaşar, ama uyandığında gerçekte ne mal, ne ünvan, ne itibar, hiçbirine sahip olmadığını anlarsa, insanın gerçek hayatı için de aynı durum geçerlidir.

İşte bazı insanların bu gerçeği şiddetle reddetmelerinin altında yatan gerçek neden, bu "kaybetme korkuları"dır. Bu korkunun temelinde yatan ise, başta da belirttiğimiz gibi Allah'ın dışında "ilah olma özlemleri"dir. (Allah'ı tenzih ederiz) Kendilerinin ve tüm sahip olduğunu sandıklarının bir hayal olduğunu anlamak bu insanların kibirlerine ağır gelmekte, azametlerini ortadan kaldırmaktadır. Övünecekleri ve kibirlenecekleri bir şeylerinin kalmaması onları korkutmaktadır. Oysa şu anda övünüp kibirlendikleri herşey gerçekte "boş bir aldanış"tır. Zaten her insan bu gerçeği ölümü ile birlikte anlayacaktır. Allah dünya hayatının bu yönünü bir ayetinde şöyle bildirir:

Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir. (Hadid Suresi, 20)

Bu gerçeğin farkında olan müminlerin tavrı ise çok farklıdır. Müminler, hayatları boyunca sahip oldukları tüm nimetlerin, başarıların, zenginliklerin Allah'ın kendilerine verdiği bir nimet olduğunu bilirler. Bu nedenle hiçbir zaman bunlarla azamete veya kibire kapılmazlar. Zenginliği, mal ve mülkü, dünya hayatının bir amacı olarak görmezler. Sahip oldukları herşeyi, ahiret için araç edinir ve her zerresini Allah'ın rızasına uygun olarak harcar veya kullanırlar.

Akıllı bir insana düşen, tüm kainatın bu en büyük gerçeğini zaman varken burada kavramaya çalışmaktır. Aksi halde bütün ömrünü hayaller peşinde koşmaya harcayıp sonunda büyük bir yıkıma uğrar. Allah, dünyada hayaller (ya da "seraplar") peşinde koşup kendi Yaratıcısı'nı unutan bu insanların son durumlarını şöyle bildirmektedir:

İnkar edenler; onların amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur. (Allah da) Onun hesabını tam olarak verir. Allah, hesabı çok seri görendir. (Nur Suresi, 39)
Sonuç: Materyalistleri Korkutan Büyük Bir Gerçek

Kitap boyunca anlattıklarımız, bir insanın hayatında karşılaşabileceği en büyük ve kesin gerçeklerden biridir. Böylesine olağanüstü bir gerçeği kabul etmek, elbette insanların keyfini kaçırabilir, onları korkutabilir, şiddetli bir tedirginlik hissettirebilir. Çünkü bu, çok hayret verici ve insanların bugüne kadar düşünmeye alışık olmadıkları bir gerçektir. Birçok insan eşinin, çocuklarının, aldığı ünvanların, diplomaların, mevki ve makamın bir hayal olmasından korku duyabilir. Bu gerçeği anlamak ise, henüz dünyadayken, yani ölmeden "ölmüş" olmak ve sadece bir ruha sahip olduğunu kavramaktır. Bu durumda insan bedenini, malını ve canını daha ölmeden Allah'a teslim etmiş olmaktadır.

Bu zaten ölümle gerçekleşecek bir olaydır ve Müslümanlar için korkacak ya da tedirgin olacak bir durum değildir. Aksine, bu gerçek Müslümanlar için henüz dünyadayken bir kurtuluş, sevinç ve rahatlık vesilesidir. Allah'ın gücüne tam bir teslimiyetle teslim olan, canını ve malını bu gerçeği bilerek gerçek anlamda satan, kendisinin bir hayal Allah'ın ise tek mutlak varlık olduğunu bilen bir insan için dünya hayatında yaşadığı herşey çok kolay olacaktır. Allah'ın ayetinde de bildirdiği gibi, "... Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır." (Bakara Suresi, 62)

Müslümanların bu konudan kaçmalarını, korku ve endişe duymalarını gerektiren hiçbir neden yoktur. Aksine Allah'ın mutlak varlığını ortaya koyan, materyalist felsefeyi temelden çökerten, geniş kitlelere yayıldığı takdirde insanları her türlü dünyevi hırstan uzaklaştırarak onların imanına vesile olabilecek olan bu büyük gerçeğe tüm inananlar dört elle sarılmalıdırlar.

Gerçeklerden kaçmak, sırf nefsani zevkleri öldürecek diye bu kadar açık bir gerçeği anlamazlıktan gelmek, bu gerçeği ortadan kaldırmayacaktır. Bu gerçek, bugün bu kitapta anlatılmasa, anlatan başka birileri mutlaka çıkacaktır. İnsan ne yaparsa yapsın, tüm yaşantısının ve bedeninin bir hayal olduğu, bunların dışarıdaki asılları ile hiçbir zaman muhatap olamadığı gerçeğini hiçbir şekilde değiştiremeyecektir...

Allah'tan başka ilah yoktur ve aslında Allah'tan başka hiç bir şey yoktur.

 Bizim "kainat" dediğimiz maddesel dünyanın gerçek mahiyeti, tarih boyunca tartışma konusu olmuştur. Materyalistler, maddenin yegane mutlak varlık olduğunu sanarak Allah'ı inkar etmişlerdir. Maddenin kendi başına varlığı olmayan bir hayal olduğunu kavrayanlar ise, Allah'ın varlığını ve birliğini anlamışlardır.

     Biz çalışmalarımızda ısrarla bu konunun üzerinde duruyoruz. Ve şu gerçeği haber veriyoruz: Bizim madde dediğimiz şey, aslında sadece zihnimizde var olan bir algıdır. Bu gerçek, ilmi delillerle de ispat edilmektedir. Madde bir algı olduğuna göre de, Allah tarafından sürekli olarak yaratıldığı açıktır. Allah, tüm maddesel evreni hayal ve vehim mertebesinde yaratmıştır. Tek mutlak varlık O'dur, başka her şey ise O'nun tarafından yaratılmakta olan gölge varlıklardır.

     Bu gerçeğin delillerinin anlatılması, maddeyi kendilerine ilah edinen materyalistleri büyük bir panik ve telaşa düşürmektedir. Bunun alametleri materyalist çevrelerin bizim çalışmalarımıza karşı gösterdikleri şiddetli tepkilerde açıkça görülmektedir. Biz materyalistlerin tüm bu tepkilerini doğal karşılıyoruz. Çünkü sadece maddeye inanarak Allah'ı inkar eden bu kişiler, inandıkları şeyin bir hayal olduğunun ortaya çıkmasıyla birlikte, çok büyük bir yıkım yaşamaktadırlar.

     Ancak garip olan, son dönemde bazı müslümanlardan da bu konuda itirazlar gelmesidir. Bazı kimseler, bir takım yanlış anlama ya da değerlendirmelerin neticesinde, maddenin hayal olduğuna karşı çıkmakta ve hatta bunun İslam'a aykırı bir düşünce olduğunu savunmaktadır. Bu yazıda bu yanlış değerlendirmeleri düzelteceğiz ve maddenin bir hayal olduğu gerçeğinin, İslam tarihinin en büyük alimleri tarafından da açıklandığını hatırlatacağız.

       İmam Rabbani'nin Açıklamaları
 Bizim "madde vehimdir" konusuyla açıkladığımız asıl gerçek, tek mutlak varlığın Allah olduğu gerçeğidir. Bu gerçeğin kavranması, gerçek Allah inancının elde edilmesi açısından son derece önemlidir. Bu nedenle tarihteki pek çok İslam büyüğü de bu konuya dikkat çekmiş ve tüm maddi evrenin gerçekte "vehim mertebesi"nde, yani algı düzeyinde yaratıldığını vurgulamıştır.

     Bu konu üzerinde detaylı yorumlar yapan İslam alimlerinden biri, "hicri onuncu asrın müceddi" sayılan ve asırlardır tüm İslam dünyasının büyük saygısını kazanmış olan İmam Rabbani'dir. İmam Rabbani'nin, Mektubat adlı eserinde bu konuyla ilgili çok detaylı izahlar bulunmaktadır. İmam Rabbani Allah'ın kainatı "his ve vehim mertebesinde", yani algı derecesinde yarattığını şöyle açıklamaktadır:

     "Var olan Allah idi, onunla bir şey yoktu. Vaktaki, saklı kemalatının zuhura gelmesini murad etti(açığa çıkmasını istedi); isimlerinden her birine bir mazhar (görünme yeri) talep etti. Ta ki, o mazhara, kemalatını tecelli ettire. Onun vücud mazhariyetini ve tevabiini ise, ademden (yokluktan) başka bir şey kabul etmedi. Çünkü... vücudun (varlığın) mukabili ve mübayini (tersi), yalnız ademdir (yokluktur). Mana üstte anlatıldığı gibi olunca, Sübhan Hak, kemal-i kudreti ile, adem (yokluk) aleminde isimlerden her bir isim için mazharlardan bir mazhar tayin etti. Ve onu, his ve vehim mertebesinde yarattı. Hem de dilediği vakitte ve istediği şekilde... Alemin sübutu (sabitliği), his ve vehim mertebesinde olup hariç mertebede değil dir... Hariçte (dışarıda) dahi, yüce Vacib Zat'ın (Allah'ın) zat ve sıfatlarından başkası da sabit ve mevcud olmaya..." 1

      İmam Rabbani, bir başka mektubunda ise, tüm maddi alemin sadece vehim mertebesinde yaratılmış olduğunu bir kez daha şöyle vurgular:

     "Yukarıda şöyle bir cümle kullandım: 'Sübhan Hak'kın halkı (Allah'ın yaratışı), his ve vehim mertebesindedir.' Bunun manası şu demeye gelir: 'Allah-u Teala, eşyayı öyle bir mertebede yaratmıştır ki, o mertebede eşya için his ve vehimden gayrı bir yerde sübut (sabitlik) ve husul (varlık) yoktur." 2

      Dikkat edilirse, İmam Rabbani, bizim gördüğümüz alemin, yani tüm mahlukatın "vehim mertebesinde", yani algı düzeyinde yaratıldığını özellikle vurgulamaktadır. Bu vehim mertebesindeki alemin dışında (hariçte) ise sadece Allah'ın Zatı vardır. Gerçekte bu "dışta" (hariçte) kavramı da farazi bir kavramdır; çünkü bir vehmin vücudu yoktur, hacim kaplamaz. İmam Rabbani, "eşyanın" (yani şeylerin, tüm maddelerin) hariçte bir varlığı olmadığını şöyle anlatır:

     "Hariçte Yüce Hak'tan başka mevcut değildir... Belki de şanı büyük Allah'ın yaratması ile vehim mertebesinde sübut (sabitlik) bulmuştur.... Eşya, hariçte nasıl kendisinin vücudu olmayan bir şey ise, hariçte onun gözükmesi dahi, kendi renksizliği iledir... Eğer onun için bir görüntü sabit olur ise, o vehim mertebesindedir. Eğer onun bir sübutu (sabitliği) var ise, o dahi, yüce Allah'ın vehim mertebesindeki sanatı iledir. Hulasa, onun sabitliği ve görüntüsü tek mertebede olmaktadır. Sübutu bir yerde, görüntüsü dahi ayrı bir yerde değildir... Onun hariçte bir nişanı yoktur ki, orada görünür ola..." 3

     Muhyiddin Arabi'nin Açıklamaları

     Yegane mutlak varlığın Allah olduğunu, kainatın ise O'nun tarafından vehim mertebesinde yaratıldığını açıklamış olan bir diğer büyük İslam alimi, Muhyiddin Arabi'dir. İlimdeki derinliği nedeniyle "Şeyh-i Ekber" (en büyük şeyh) olarak da anılmış olan Muhyiddin Arabi, Fusüs-ül Hikem (Hikmetlerin Özü) adlı kitabında kainatın Allah'ın tecellilerinden oluşan bir gölge varlık olduğunu şöyle açıklamıştır:

     Biz diyoruz ki, bilmelisin ki, Hak'tan başka varlıklar, yahut alem adıyla anılan şey, Hak'ka nispetle bir şahsın gölgesi gibidir. Böyle olunca masiva, yani Allah'tan başka olan varlıklar, Allah'ın gölgesidir... Gölge şüphesiz histe mevcuttur.4

     İş benim sana anlatttığım gibi olunca alem, mefhumdur. Onun gerçek bir varlığı yoktur. Bu ise hayalin manasıdır. Yani sen kendi nefsinde zannettin ki alem zait bir şeydir. Kendi nefsi ile varolmuştur. Hak'tan hariç bir varlıktır. Halbuki kendi nefsinde böyle değildir. Görmez misin ki, gölge sahibinden peyda olmuş ve ona bitişik olduğu halde zahiri görünüşte sahibinden ayrılması imkansızdır.... Mesele sana anlattığımız gibi olunca bil ki, sen hayalsin. Bütün idrak ettiğin ve "o Hak'tan ayrıdır" yahut "o ben değilim" dediğin varlıklar da hep hayaldir. Şu varlığın hepsi de hayal içindedir. Gerçek varlık, zatı ve aynı itibarıyle ancak Allah'tır. 5

     Hazret-i Muhammed Aleyhisselam "insanlar uykudadır, öldükleri vakit uyanırlar" buyurmuştur. Demek ki, dünya hayatında gördüğü şeyler uyuyan kimsenin rüyasında gördüğü şeyler gibidir. Yani hayaldir. 6

     Felsefecilerin Sapkınlığı

     Maddenin bir vehimden ibaret olduğu yönündeki bu açıklamalar, bazılarınca yanlış anlaşılmakta ve eski Yunan felsefecilerinin ya da diğer bazı dinsiz filozofların görüşlerine benzer sanılmaktadır. Maddenin bir vehim olduğunu söyleyen filozoflar olmuştur, ancak bu kişiler, bu vehmin Allah tarafından yaratıldığı gerçeğini kavrayamayarak dalalete düşmüşlerdir. Örneğin Eski Yunan'daki sofistler "madde kendi kendimize yarattığımız bir algıdır" demişlerdir. Bu görüş, akli ve ilmi yönlerden saçma ve dinen de sapkındır. Doğrusu ise, baştan beri vurguladığımız gibi, maddenin Allah tarafından yaratılan bir algı olduğudur.

     Felsefecilerin bu sapkın görüşleri ile bizim tarafımızdan açıklanan ve İslam alimleri tarafından haber verilmiş olan "madde Allah'ın yarattığı bir vehim"dir açıklamasını karıştırmak ise çok büyük bir hata olur. Nitekim İmam Rabbani de, maddenin bir algı olduğu yönündeki bu açıklamalarla, Eski Yunan'dan kaynaklanan sapkın felsefelerin hiç bir ilgisi olmadığını özellikle vurgulamıştır. Mektubat'ında bu konuda şu yorumu yapmıştır:

     "Alem için 'mevhum' sözümüz, şu manaya değildir: 'O vehmin yapması ve yontmasıdır.'... Elbette, o sözümüzün manası şudur: Sübhan Hak, alemi vehim mertebesinde yarattı... Vehim, oluşu olmayan bir zuhurdan ve vücuddan ibarettir. Bir noktanın cevelanla (hızla) dönmesinden doğan bir daire misalidir.Onun da zuhuru vardır, amma vücudu yoktur.... Bu arada, mecnunlar güruhu sofestaiyenin (felsefecilerin) kail olduğu (söylediği) mevhum ise, bir başkadır. Bunların kail oldukları (söyledikleri) vehmin icadı ve hayalin yontmasıdır. İki mana arasında çok fark vardır." 7

      Maddenin Aslının Anlaşılması Zorunludur

     Görüldüğü gibi, maddenin bir algıdan ibaret oluşu, büyük İslam alimleri tarafından da haber verilmiş çok önemli bir gerçektir. Ancak tarihte bu konu hiç bir zaman geniş kitlelere ulaşmamış, hep sınırlı sayıda insanın bilgisi dahilinde kalmıştır. İçinde yaşadığımız çağda ise, söz konusu gerçek, bilimin ortaya koyduğu kanıtlarla açıklanır hale gelmiş bulunmaktadır. Maddesel evrenin bir algılar dünyası olduğu gerçeği, dünya tarihinde ilk kez bu denli somut, açık ve anlaşılır bir biçimde izah edilmektedir. Bu nedenle herkesin bu konu üzerinde düşünmesi gerekir. En başta da müslümanların bu konuya büyük önem vermeleri gerekmektedir. Çünkü maddenin aslı ile ilgili bu gerçeklerin anlaşılması, gerçek Allah inancının elde edilmesi açısından çok önemlidir. Çünkü aksi takdirde maddenin mutlak gerçek sayılması gündeme gelecek ve ya Allah'ı inkar eden materyalist felsefe veya çarpık Allah inançları gelişecektir.

     Materyalistler "madde tek mutlak varlıktır ve Allah yoktur" demektedirler. Biz ise "tek mutlak varlık Allah'tır, madde ise O'nun yarattığı bir algıdan ibarettir" demekteyiz. Maddesel varlıklar birer algı olduklarına göre, hiçbir güçleri yoktur. Tüm güç, maddeyi her an yaratmakta olan Allah'a aittir. İslam'ın temeli olan "La İlahe İllallah" yani "Allah'tan başka ilah yoktur" hükmünün asıl manası da budur. Allah'tan başka ilah yoktur ve aslında Allah'tan başka hiç bir şey yoktur. Yalnızca Allah ve O'nun tecellileri vardır. Görünen her şey, O'nun tecellisidir.

     Maddenin ardındaki sırrın kavranması, işte bu asıl mananın kavranmasını sağlayacağı için çok önemlidir. Bu gerçeğin kavranmasının derin iman ve ilim sahibi kişilere mahsus olduğu ise bir ayette şöyle belirtilir:

     Allah, gerçekten kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de O'ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. Aziz ve Hakim olan O'ndan başka ilah yoktur. (Al-i İmran Suresi, 18)

www.maddeninardindakisir.com

Yorum Yaz! :: Arkadaşına gönder!

2008-05-21 17:26:33 - ALKIŞ
Yazar: İRTiCa__
güzel abicim ne yazacağımı bilemiyorum müthiş bilgiler her satırı birer REDDİYE gibi maşallah ben koyu bir milli görüşçüyüm erbakan hocamıza isnat edilen tüm iftiraları tanıdığım dindar kesimler bana neden böyle yaptı neden şöyle yaptı 28 şubatın mimarı erbakan olarak görüyolar ama maşallah bana yöneltilen tümm sorulara burada süper cevaplar verilmişşşşşş KUTLUYORUM.......

Düzenleyen Ademyakub gün: 1/8/2008 saat: 18:09

Baglantı


Görüşlerinizi Bildirin

{{Ziyaretçi Defterini Oku!}}
{{Ziyaretçi Defterine Yaz!}}

Menü
Kategorilerim

sayfadan . sayfa
geri | ileri